.
İÇERİK  
  ANA SAYFA
  İLETİŞİM
  KAYNAK KULLANIMI HAKKINDA
  SULTAN IV. MUSTAFA
  PADİŞAHLARIN EŞLERİ
  OSMANLI HANEDANI SOY AĞACI
  YENİÇERİ VE KAPIKULU SÜVARİLERİNİN İSYANLARINA İLİŞKİN BİR ANALİZ
  II.MAHMUD DÖNEMİ'NDE GİYİM KUŞAM
  II. MAHMUD
  OSMANLI KRONOLOJİSİ
  III. SELİM DEVRİNDE MUSÎKİ HAYATINDAN KESİTLER
  ALEKSANDER GREGOREVİÇ KRASNOKUTSK’UN GÜNLÜĞÜNDEN ALEMDAR MUSTAFA PAŞA VAKASI
  KABAKÇI MUSTAFA AYAKLANMASI
  KİMİ UNVANLAR, TABİRLER
  OSMANLI'DA MÜZİK
  DEVLET TEŞKİLATI
  ISLAHATLAR
  SENED-İ İTTİFAK
  OSMANLI ARMASI
  İLBER ORTAYLI'DAN MAHMUD, SELİM, SADRAZAMLAR PADİŞAHLAR...
  ORDU
  II.MAHMUD'UN MÜZİSYENLİĞİ
  OSMANLI DEVLET TÖRENLERİNİN TOPKAPI SARAYI’NDAN DOLMABAHÇE SARAYI’NA İNTİKALİ
  AYAN
  BAB-I ALİ YANGINI VE ALEMDAR VAK'ASI
  SIR KÂTİPLİĞİ VE RUZNÂME
  III. SELİM'İN SEHİD EDİLMESİ
  27 MAYIS DARBESİ VE TALAT AYDEMİR
  31 MART VAKASI
  TÜRK DARBELER TARİHİ
  KADIN HAYATINDAN AYRINTILAR
  ALEMDAR MUSTAFA PAŞA'NIN SADRAZAMLIĞI
  PAŞALIK MÜESSESESİ (avi)
  OSMANLI ORDUSU (video)
  HAREM (AVİ)
  OSMANLI PADİŞAHLARI (avi)
  BATILILAŞMA (avi)
  OSMANLI AİLESİ (avi)
  HUKUKSAL AÇIDAN SENED-İ İTTİFAK
  SENED-İ İTTİFAK YORUMU
  KİMİ MERASİMLER
  III. SELİM DÖNEMİ YENİLEŞME ÇABALARI
  HALININ TARİHİ
  19.yy'DAN BAŞLIKLAR
  SIRP İSYANI VE OSMANLI-RUS SAVAŞI
  III. SELİM DEVRİNDE NİZAM-I CEDİDİN ANADOLU'DA KARŞILAŞTIĞI ZORLUKLAR
  SENED-İ İTTİFAK'IN TAM METNİ
  SENED-İ İTTIFAK lLE MAGNA CARTA'NlN KARŞILAŞTIRILMASI
  FRANSIZ İNKILABI’NIN TÜRK MODERNLEŞME SÜRECİNE ETKİLERİ
  YENİÇERİ OCAĞININ KALDIRILIŞININ TAŞRADAKİ YANSIMASI
  TÜRK MODERNLEŞMESİNİN AMBİVALANT DOĞASI
  TÜRKİYE'DE BATILILAŞMA DEĞERLERİNİN ARAÇLAŞMASI
  OSMANLI YÖNETİCİLERİNDE ZİHNİYET DEĞİŞİMİ VE BATILILAŞMANIN BAŞLANGICI
  SARAY MÜZİĞİNDE YAYLI ÇALGILAR
  XIX.YY'DA İSTANBUL' DA SANAT VE MUSİKİ
  TOHUM VE TOPRAK YILLARINDA TÜRKİYE
  EDEBİYAT-TARİH-TİYATRO İLİŞKİSİ
  19.YY İLK YARISINDA KADIN GİYSİLERİ
  KEMAL TAHİR VE BATILILAŞMA
  TÜRKLERDE ÇERAĞ MUM VE ATEŞ
  ELEŞTİRİLER



  




																							
ELEŞTİRİLER
 

Şehir Tiyatroları'ndan başarılı bir oyun: Alemdar

Çarşamba, 02 Şubat 2011 Ceren Bağışlar
e-PostaYazdır
alemdar__2“Bir yangın ki yalnız iyi olanları, yalnız sağlam olanları, yalnız güvenilir olanları aldı götürdü. Bir yangın ki çürük, kokuşmuş, aşağılık ne varsa öylece bıraktı. Biz o yangın yerlerinden geçerek buraya geldik biliriz.  Siz o kadar şiddetle vurmasaydınız, bu halk bizi böylesine bağrına basmayacaktı” sf 25.
 
İstanbul Şehir Tiyatroları’nın 2010-2011 sezonunda Engin Alkan’ın yönettiğiAlemdar oyunuyla ilgili izlemek isteyenler için bir şeyler yazmak istiyorum. Alemdar  (Tohum ve Toprak), Türk tiyatrosunun çok önemli yazarlarından Orhan Asena’nın bir oyunudur. Bir Orhan Asena oyunu sahneye koymaya karar verdiğinizde güncel dilde hiç eskimeyen bir şeyleri dile getirmek gibi bir niyetiniz vardır. Güncel, eskimeyen, temelde tartıştığı sorunsalların hangi çağda olursanız olun işaret ettiği bir toplumsal vurgu olduğu aşikardır.
Orhan Asena 1922 doğumlu ve 79 yıllık dolu dolu yaşamına mesleği olan çocuk doktorluğu ve oyun yazarlığını birlikte sığdırabilmiş önemli bir yazarımızdır. Yazın yaşamına öyküleri ve şiirleriyle başlayan Orhan Asena, yazarlığının ilerleyen yıllarında daha çok tarihsel konulardan yola çıkarak yazdığı oyunlarla Türk Tiyatrosu’na çok önemli eserler kazandırdı.  Tanrılar ve İnsanlar-Gılgamış ilk oyunudur ve ilk kez 1954 yılında sahnelenmiştir.  Kırktan fazla oyun yazmış her bir oyununu büyük bir titizlikle kurgulamış, oyun kişilerinin psikolojik çatışmalarla ve insana dair çelişkilerin ortaya çıkardığı savaşlarla dönüşüme uğradığı durumların içinde ustaca dönüşmesine olanak sağlayarak, tiyatromuz içinde çok haklı bir değer kazanmıştır. Orhan Asena bir oyun yazarı olarak her şeyden önce yaşadığı günden yola çıkarak seyirciyle kurduğu ortak dil ve ortak hafızadan geçmişe doğru bir yolculuk yapmayı tercih eden bir yazardır. Bir tarihçiyle bir oyun yazarının farkı da zaten olayları anlatmak konusundaki durum tespiti ve yorumudur. Oyun yazarı, tarihsel gerçeklerden esinlenerek anlattığı ya da söylemeye çalıştıklarında bugünün izdüşümlerini karşılaştırmak ve çağrıştırmak durumunda hisseder kendini. Çünkü temel insanlık hallerinin son toplamda gelip dayandığı birkaç önemli zaaf vardır. Güç ve iktidar savaşları, entrikalar, acımasızlık, insana zulüm, adaletsizliğin yola çıkardığı vefasızlıklar, ezen ve ezilenin karşıtlığı ve benzeri çatışmalar… Orhan Asena, tarihi çok iyi okuyabilen ve kendi tarihine akılcı bir açıdan bakabilen bir yazar olarak bu entelektüel varlığını yazdığı oyunlara bakış açısı olarak sunmayı başarmıştır.  Sanatçının varlık nedeni olan gösterme ve üzerine düşündürme yöntemini, tarihin aynasından yansıtırken bambaşka bir ışığa ve etkileyici bir yansımaya dönüştüren yazar, tarihin bilinen haline bir yargıç tavrıyla yaklaşmadan tüm çıkarsamaları seyirciye bırakacak biçimde onu estetize eder. Tıpkı Orhan Asena’nın oyunlarındaki tarihsel gerçekçi arka planın insanın varlığına ilişkin büyük sorusuna yaklaşması gibi.
Orhan Asena oyununa adını veren tarihi karakter Alemdar Mustafa Paşa, İkinci Mahmut önemi sadrazamlarındandır. Rusçuk yeniçerilerinden birinin oğludur ve tıpkı babası gibi o da Yeniçeri ocağına girmiştir. Süreç içinde Rusçuk Ayanlığına kadar yükselen Alemdar Mustafa Paşa, Üçüncü Selim’in tahtta olduğu dönemde başlayan Yeniçeri ayaklanmasını bastırmak için harekete geçmiş ve bastırmış ama üçüncü Selim’i kurtarmak için geç kalmıştır. Fakat 2. Mahmut’u isyancıların elinden son anda kurtaran Alemdar Mustafa Paşa onun tahta geçmesine vesile olmuştur. Hemen ardından da kendisi de sadrazam koltuğuna bir nevi yaptırım gücüyle oturmayı başarmıştır. Ancak buradaki temel çatışmalardan biri, 2. Mahmut’un tahta çıktığı günden itibaren Alemdar Mustafa Paşa’nın gücü ve derin iktidarı altında ezilmesidir. Kendisine yaşamını ve iktidarını borçlu olan ve bunu her an bütün ağırlığıyla hisseden 2. Mahmut, oyundaki zayıf ve basiretsiz haliyle borçlu olduğu kişiye içten içte duyduğu öfkenin de esiri haline gelmektedir. İnsanın borçlu hissettiği kişiye sevgiden kompleks duyuşunun çelişkisini çok iyi anlatan oyunda, Alemdar’ın kişilikli tavrına karşılık 2. Mahmut genç, deneyimsiz, ürkek ve karar veremeyen bir oyun karakteri olarak çizilmiştir. Oysa ki 3. Selim terihte de reformlarıyla konuşulan bir padişahtır ve ondan boşalan tahta oturmak ve doldurabilmek çok da kolay bir iş değildir. Oyunda 3. Selim’den bahsedilirken halkına değer veren, adaletli ve bağışlayıcı bir yönetici olmasının olumsuzluklarını yaşadığı vurgulanmıştır. Oyunun sonuna kadar artan psikolojik gerilim, 2. Mahmut ve Alemdar Paşa arasındaki dengesiz güç savaşanını da olağanüstü biçimde yansıtmaktadır. Sadarete getirilen Alemdar Paşa’nın 2. Mahmut’aSened-i İttifak  adıyla imzalattığı belgelerle ayanların birtakım haklar kazanması gerçekleşmiş, çıkacak ayaklanmalarda herhangi bir emir beklemeden eyleme  geçebilecekler kabul olmuş  ve feodal bir ayrıcalık kazanmışlardır ki bu durum da padişahın canını iyiden iyiye sıkmıştır. Alemdar Mustafa Paşa 3. Selim’in katlinde parmağı olan isyancıları yakalatmayı sürdürüp Sekban-ı Cedid adı ile yeni bir ordu kurmuştur. Oyunda  isyancılardan Bayburtlu Süleyman ve Alemdar Paşa’nın karşılıklı sahnelerindeki diyaloglar bu anlamda çok etkileyici ve düşündürücüdür. Durum, yazarın kaleminden padişahın ölümünde sorumluluğu olan bir isyancının halk gözünde mahkum oluşunu vermez. Öylesine büyük bir ustalıkla kaleme alınır ve nesnelleşir ki, izleyici halkın içinde bulunduğu çıkmazın ve yoksulluğun isyanına bir taraftan Bayburtlu Süleyman karakteriyle tanık olurken diğer taraftan bir padişahın öldürülüşünün muhakemesini  yapmaya devam eder. İşte bu temel karşıtlık, diyalektik bir düşünceye işaret eder.
Alemdar Paşa: Bu ümitsizlik sizi bir padişah kellesiyle oynamaya kadar götürdü.
Süleyman: Haşa! Bizim ellerimiz o kadar yükseklere hiçbir zaman uzanmadı. Selim Han’ın katillerini bizim gibi külahlılar arasında aramayın devletlu!  Onu… Onu… Onu ilkin kavuklarınız arasında arayın, bulamazsanız, hünkarımız efendimizin etrafındakilere göz çevirin, belki de birinden biri en önemli mevkilerden birini kapmak üzeredir şu anda! ........  Paşa! Köyümde rençberlik yapardım ben! Tohumu bilirim, toprağı bilirim, tohumun çabasını, toprağın direncini bilirim, o ölüm kalım kavgasını çok iyi bilirim. Her toprak her tohumu yaşatmaz Paşa! Biz ise toprağı yalnızca yaşattığı tohumdan, göğerttiği filizden tanırız. Ya yaşamayanlar?... Boğulanlar?... Toprak altında çürüyenler?... Paşa! Bu toprak sana uygun toprak değil paşa! Bize yaramadı, sana da yarayacağı yok!
Burada yazarın ele aldığı, oyunun sözünü ettiği durum o kadar günceldir ki. Her dönemdeki entrikaların, oyunların sıradan vatandaş tarafından sağduyu ile nasıl çözüldüğü açıktır. İşi toprak olan bir köylü, kendi doğası ve insan tarafıyla hükümdarlıkta olan biten taht kavgalarını sırana halka fatura etmeye çalışan erkin oyununu çözüşünü Alemdar Paşa ile paylaşırken bir taraftan onu da uyarma gereği duymaktadır.  Oyundaki en dramatik sahnelerden bir işte budur.
Oyunun son perdesinde yeniçeri ayaklanmasında Alemdar Paşa 2. Mahmut ve güçlerine güvenmekle hata ettiğini anlayacaktır. 2. Mahmut, bu yeniçeri isyanı sırasında Alemdar Paşa’yı kurtarabilecekken, kendisi için hep bir tehlike ve iktidarının perde arkasından yönetildiği söylentilerine neden olarak gördüğü bir güç olarak rahatsız olduğu Alemdar Paşa’yı büyük bir zaaf göstererek gözden çıkarmayı tercih eder. Bunu bir gurur meselesi yaparak, Alemdar Paşa’nın ortadan kalmasıyla sorunların çözüleceği kanaatine vardığında tarihi bir hata yaptığının da farkında değildir. Çünkü ödün daima başka bir ödünü beraberinde getirecektir.  Ölüme giden yolda Alemdar Paşa o kadar yalnızdır ki, yanında o anda onu yalnız bırakmayan tek kişi “kadın ve cariye olarak” hem de onu öldürmesi için görevlendirildiği halde canına kıyamayan Kamertap’tır. Oyunun sonunda yeniçeriler kapıya dayandığında Alemdar Paşa can verecek bir biçimde onları da kendi ölümünün içine çeker.  Tüm oyun bir haremağasının ağzından izleyiciye anlatılıyor. Oyundaki süreç Üçüncü Selim’in katlinden Alemdar Paşa’nın ölümüne kadar geçen zamanı sahneye taşıyor.  Oyun, Osmanlı’nın dünyadaki değişim dönemi içindeki modernleşme, muhafaza etme ikilemlerine;  statükoya, askeri isyanların merkezi otorite üzerindeki etkilerine varana dek birçok konuyu güncel çağrışımlar ışığında kurgu kazandıran çok etkili bir oyun.  Oyunun rejisi, dekor-kostüm ve ışıkları bence iyi kotarılmış Özellikle Osmanlı’nın sessiz duvarlarının ardında olan bitenin daima dinlendiği, gizli ve sessiz konuşmaların ve derin devletin varlığının da vurgulandığı sürprizlerle dolu dekor bence son derece başarılı. Eğimli dekorun altından kapakların açılarak oyun kişilerinin tıpkı birer dehlizden çıkar gibi sahneye hakim olmaları oyunun felsefesiyle örtüşmüş.  Genel olarak oyun bence bu sezon ödenekli tiyatrolar içindeki öne çıkan oyunlardan biri. İzlemeyi düşünenlere öneriyorum.  İyi seyirler…

http://www.havanhaber.org/index.php?option=com_content&view=article&id=282:ehir-tiyatrolarndan-baarl-bir-oyun-alemdar&catid=40:kueltuer-sanat&Itemid=64


ALEMDAR PAŞA
Sabiha Topallar
İZLENİM-ELEŞTİRİ

 

ALEMDAR PAŞA / Tarihe yolculuk bileti veren oyun…

 

İktidar, tarihde bu topraklarda kan ve ölümle kazanılmış her zaman…

 

Tarihin karanlık sayfalarında yitmiş kaç efsane var kim bilir!

Yitirilenler bir yana tarih açısından ne kadar bereketli topraklarımız ve bu bereketten beslen(e)meyen fakir sanatımız var... Bu denli zengin bir tarihe sahip olup bu kadar sığ tarihsel oyun, tarihi film arşivimizin olması nasıl bir ironi anlayabilmiş değilim.

 

‘Alemdar’ bu açığı kapayan güzel oyunlardan biri…

 

Tarih yalnızca geçmişde kalanı anlatmaz bugünün çıkarımını da yapar işte bu yüzden ‘Tohum ve Toprak - Alemdar Paşa’ yazıldığı 1964 yılında bir başka önemliydi…

 

Oyun önemini kendi anlatıyor zaten velakin 1960’lı yıllarda yazarı Orhan Asena oyunu için “bugünün dünlerdeki izdüşümünü yakalamıştım” diyerek durumu özetliyor.

 

Kim bilir belki o zaman Orhan Asena’nın kalemiyle fark ettiğimiz izdüşüm şimdi Engin Alkan’ın muhteşem rejisiyle sunuluyordur…

 

Sanki Tiyatro oyununa değil tarihe yolculuk bileti almışız gibi… Bir seyahate çıkıyoruz perde açıldığında, oyun bizi hemen içine alıveriyor. Oyunun ikinci perdesinde heyecan yükselirken kendimizi Alemdar’ın kurtulması için taraf olmuş buluyoruz sanki tarih yeniden yazılabilir olmuş olan değiştirilebilir gibi bir gafletin içinde yer alıyoruz işte bu da Tiyatro’nun türlü büyülerinden birinin tesiri değil midir sahi?

 

Oyun bir ölüm ve neticesindeki iktidar değişimiyle başlayıp yine bir ölüm ve sonucu iktidar değişimiyle bitiyor. -sevgili tiyatrosever okur, oyun hakkında tarihi ön araştırma yaparsan oyun senin için çok daha keyifli olacaktır o yüzden oyunda anlatılan konunun derinliğine bilerek değinmedim.-

 

Tahta geçmesine sebep olduğu II. Mahmut kurtuluşu sadece iki dudağının arasında olduğu halde kurtarmıyor minnet duyduğu Alemdar Paşa’nın hayatını, peki neden?

 

İktidar hırsı insanı ne kadar çıkarır insanlıktan bir Sultan’ı ne düzenbaz yapar, bir Paşa ölüme nasıl haşmetle adım atar hepsi yolculuk için alacağınız biletle sunulacak size…

 

Görkemli tarihimize yaraşır dekor, kurulan entrikaları anlatan türlü metaforlarla süslenmiş, ‘Surname’ oyununda da başarılı kukla ve dekor tasarımıyla beni çok etkileyen Gamze Kuş yine başarıyla dekoru başrollerden biri kılmış, öteyandan oyuncuya artı enerji sarfettiren dekor yer yer seyirciyi de yoruyor dersek sanırım haksızlık etmiş olmayız.

 

Dekor ve reji gibi oyuncu performansları da oldukça başarılı, oyunu Harbiye Muhsin Ertuğrul sahnesinin hayaleti üzerinde izleyecek olmanın gerginliğiyle gitmiştim fakat sahnenin etkin kullanımı bu konudaki hüznümü biraz hafifletti…

 

Ancak kafası çalışana huzur yok, tarihsel büyüden bugüne uyandığımda günümüzün Alemdar Paşa’ları öldü mü acaba yoksa hapiste çürümeye mi terk edildi diye karanlık düşüncelere kapılmaktan kurtaramadım zihnimi…

 

Entrikalı, dedikodulu, suni gündemli, kanlı oyun devam ederken neyse ki halen SANAT var…

Tekrar izleyeceğim oyunlar listesine bu oyunu eklerken size nasıl tavsiye etmem, izleyin lütfen…

 

Sanatla, sağlıcakla kalın

 

ÖNERİ:

 

Oyuna gitmeden mutlaka tarihsel bir ön araştırma yapın, hatta kitabı okumanız yararlı olacaktır ancak yapamıyorsanız en azından verilen emek ve oyun hakkında fikir edinmeniz için oyunla ilgili bu siteyi inceleyebilirsiniz; http://tohumvetoprak.tr.gg/

 

SABİHA TOPALLAR

___________________________________________


Engin Alkan'ın Yönetimde Ustalaştığı Oyun: Alemdar! 
 
    İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, içinden geçtiğimiz tiyatro sezonunda izleyicilerini pek memnun etmeyen oyunlarla herkesi büyük hayal kırıklığına uğrattı. Tabi bu durumun etkilerini derinlemesine araştırmak lazım! Eleştirmenler, nesnel bakış açısıyla, Şehir Tiyatrosu' nun neden sezon içinde yetersiz kaldığını açık bir dille anlatmalılar. Olumsuz durumların içinde bir oyun var ki, gerçekten İstanbul Şehir Tiyatroları'na derin bir nefes aldırıyor. Engin Alkan' ın yönettiği “Alemdar” güzel sahne yapısı ve sağlam oyuncuları ile dikkatleri üzerine çekmiş durumda. 
 
Eleştiriye geçmeden önce konuyla ilgili birtakım bilgiler vermek gerekli; 
 
    1808 yılında Kabakçı isyanı sonucunda 4. Mustafa, 3. Selim'i tahtından eder. Bu olay üzerine Rusçuk Ayanı Alemdar Mustafa Paşa, İstanbul'a gelir, 4. Mustafa'yı tahttan indirir ve yerine şehzade 2. Mahmut'un padişah olmasını sağlar. Alemdar Mustafa Paşa, Yeniçeri ocağının yerine Sekban-ı Cedid'in yani düzenli ordunun gelmesini ister. Padişahın yetkilerini bıraktığı 'Sened-i İttifak' anlaşmasını imzalatır. Yeniçeri Ocağı ve 2. Mahmut, Alemdar Mustafa Paşa'ya karşı içten içe kin, nefret beslemektedir. 1808 yılının Kasım Ay'ında Yeniçeriler isyan ederek Alemdar Paşa'yı öldürmek isterler. Alemdar Mustafa Paşa saraydan kimsenin onu kurtarmaya gelmeyeceğini öğrenince evindeki cephaneliği ateşe verir ve kendi ile beraber binlerce Yeniçeri'yi öldürür.
 
    Orhan Asena tarafından kaleme alınan Alemdar (Tohum ve Toprak) vefa ile vefasızlık arasında, tarihsel bir trajediye sahne olmuş 2. Mahmut dönemini mükemmel bakış açısıyla ele alır. Asıl anlatılan tarihin kopyası değil, günümüz içersinde sürekli irdelediğimiz güce ve kudrete hükmetme arzusudur. Alemdar Paşa' nın 2. Mahmut'u ölümden kurtarması, daha sonra padişahın mutlak otoritesini sarsan ve çağdaşlaşmaya ilk adım olarak bilinen “sened-i ittifakı” padişaha imzalatması, konunun özünü oluşturmaktadır. Hukukçular tarafından Türkiye' nin ilk anayasası olarak adlandırılan olay, hem yeniçeri ocağını ortadan kaldıracak hem de 2. Mahmut'un sınırsız yetkilerinin bazılarını elinden alacaktır. Fakat olayların sonucunda Alemdar Paşa yaptıklarını canı ile ödeyecektir. Yeniçeri askerlerine teslim olmayarak kendisini havaya uçurması onurun ve asaletin yadsınmaz örneğidir. 
 
    Orhan Asena oyununu yazarken Alemdar Paşa' nın ne denli aydın, cesur birisi olduğuna dikkat çekmiş. Engin Alkan yorumunda aynı çizgiye önem göstermiş. Derinlikli sahne tercihi; olayların gidişine göre oluşturulan çukurlar; 2. Mahmut ile Alemdar Paşa'yı karşı karşıya getiren ince ayrıntılar; entrikalar; dedikodular tarihsel bir dönemecin nasıl sonlandığını başarıyla resmetmiş. Ayrıca Engin Alkan' ın günümüzle bağlantılı bazı metaforlar kullanması konunun güncelliği açısından çok önemli. Tarihi bir tarihçi olarak değil, sanatçı aydın bakış açısıyla ele alan Alkan, Orhan Asena' nın net olarak çizdiği ayrıntıları bizlere hissettiriyor. Sahnedeki platform iyi düşünülmüş ince ayrıntı. Oyuncuların sahneye giriş çıkışları, ışıkta Mahmut Özdemir'in güzel fikirleri, Gamze Kuş'un şahane sahne tasarımı yönetimin gücüne güç katmış. Hekate' nin Şarkısı oyununda yönetmenliğini bir adım ileri götüren Engin Alkan, Alemdar oyunu ile yönetim alanında ustalaştığını kanıtlıyor. 
 
    Can Başak'ın Alemdar yorumu heybetli bir çizgide! Özellikle 2. Mahmut (Serdar Orçin) yaşanılan tarihsel çatışmayı yerinde tepkilerle ifade ediyor. Serdar Orçin ve Can Başak seçimleri iyi düşünülmüş. Olayların bıraktığı etki açısından iki karakteri yan yana koyduğumuzda seyrine doyulmaz bir oyun ortaya çıkıyor. İki oyuncu birbirinden başarılı. Erhan Abir (Amber Ağa), Hakan Arlı (Lala Mehmet Bey), Berna Adıgüzel (Gülten Kalfa), Emrah Özertem (Ramiz Efendi), Kamertap (Yeliz Gerçek) oyunda dikkat çeken diğer isimler. Elbette ekibin tamamı çok iyi performans gösteriyor. Oya Palay, Çiğdem Gürel, Ümit Taşdöğen, Zafer Kırşan, Aslı Altaylar, Esra Karabaş, Tolga Coşkun, Hüseyin Tuncel, Murat Üzen oyunun bütününde çok iyiler. 
 
    Alemdar (Tohum ve Toprak) Engin Alkan'ın rejisi ile akıllardan uzun süre silinmeyecek. Mükemmel yönetim, birbirinden iyi oyuncular ve güncel bir konu sizleri bekliyor. İstanbul Şehir Tiyatroları' nın bu güzel yapımını kaçırmayın… 
 

 

 
Yaşam KAYA / yasam.kaya@gmail.com



----------------------------------


İktidar ve Kurbanları

Metin Boran

İstanbul Şehir Tiyatroları’nda Orhan Asena’nın Osmanlıda yaşanmış bir olaydan yola çıkarak yazdığı Tohum Ve Toprak ‘Alemdar’ adlı oyunun gösterimi devam ediyor. Yönetmen Engin Alkan’ın yorumu ile sahnelenen oyunun sahne tasarımı Gamze Kuş’a, kostüm tasarımı Duygu Türkekul’a ait. Oyunun ışık tasarımı Mahmut Özdemir’e ait, dramaturji yorumu ise Sinem Özlek imzasını taşıyor.

Tarihsel olayları ve yakın geçmişte yaşanan siyasal ve toplumsal olayları kendi tarzı ve üslubu ile yorumlayarak sahneye taşıyan Orhan Asena Tohum ve Toprak adlı oyununda da 18. yüzyılın sonlarında ve 19. yüzyılın başlarında yaşanan taht kavgasını belgesel bir oyun tadında kurgulayarak sahneye taşıyor.

Orhan Asena, Osmanlı’nın yenilikçi paşaları II. Mahmut ile Alemdar Mustafa Paşa arasında geçen bu taht kavgasından yola çıkarak 27 Mayıs Asker Devrimi ve devrimin sonuçları ve ardından yaşanan olayların benzerliği üzerine bir paralellik kurarak bu iki trajik iktidar olma süreçlerini tartışmaya açar. II. Mahmut’un iktidarını pekiştirmek için merkezi otoriteyi güçlendirerek yetkiyi tek olarak eline alma girişimine karşı Alemdar Paşa’nın Ayan Meclislerinin yetki ve sorumluluklarının artırılması önerisi ile başlayan iktidar savaşını Alemdar Paşa canı ile öder.

Yönetmen Engin Alkan bu trajik vaka ile Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde buna benzer olayların izini sürerek ve günümüz faşizan eğilimlerin kökenini aydınlatmak için tarihin dehlizlerinde güncel bir okuma yaparak ‘faşist kimliğin’ ve ‘tek adam iktidarı’nın ayrıntılı bir fotoğrafını çeker. Alkan yorumuyla güncel toplumsal, yönetsel, sorun ve sıkıntıları yeniden sorgularken, tarihin arka planında iktidar olma süreçlerinde yaşanan olayları cumhuriyet ve demokrasi ve faşizm gibi olguları eksene alarak, farklı bir dil ile tartışmaya açıyor.

Tohum ve Toprak, oyunu dramatik kurgusu, dili ve anlatım tarzı ile içinde epik unsurlar taşıyan bir oyun. Engin Alkan sahne yorumu ile oyunun anlatım kurgusunu daha geliştirerek kendi görsel dilini oluşturuyor.

Görsel anlatımda, hayatın, iktidarın ve Osmanlının karanlık dehlizleri göndermesi alt anlamı ile yorumlanan sahne tasarımı, reji yorumunun özel bir unsurunu oluşturuyor. Anlatım eyleminde kimi oyuncuların yorum ve yansılamalarında dönemin ve olayların ruhunu bütünlüklü olarak kavramamış izlenimi veriyor olması şaşırtıcıydı.

Oyuncular dağınık ve uyumsuz bir ruh hali ile olayların anlatımına soyunmuşlar ve kimi yerde bireysel çıkışlarla rejiye içkin olmayan tavır ve davranışlarla ayrıksı bir konumda olaya ses veriyorlardı. Alemdar Paşa yorumu ile özellikle ikinci perde performansı ile göz dolduran Can Başak, histerik, egosu yüksek, iktidar hırsı ile faşizan uygulamalardan kaçınmayan II. Mahmut rolü ile karşımıza çıkan Serdar Orçin, sesi ve tavrı ile gözü dönmüş bir paşanın ruh halini sahici bir üslupla yansıladılar. Lala Mehmet Bey karakterinde izlediğimiz Hakan Arlı, Ayşe Sultan yansılaması ile Oya Palay oyunun akışını kolaylaştıran ve metnin canlılığını yaşatan oyunculukları ile önemli bir görev üstlendiler.

Engin Alkan tiyatro sanatında sözü olan her metni sahnelemesi ile bilinen, yeniliğe açık düşünce yapısı ve toplumsal sorunları sanatın dilinden eleştiren ve tartışmaya açan bir yönetmen olarak Asena’nın, trajik olaylarla dolu tarihin bir skalasını kurguladığı oyununu günümüz sorunlarının algılanmasına da yardımcı olacak bir anlayışla sahnelemesi sanatçı sorumluğu bağlamında özel bir anlam taşıyor.

Evrensel


----------------------------------------

Metafor Denizinde Bir Oyun: Alemdar (Tohum ve Toprak) – İBB Şehir Tiyatroları

Melih Anık

Bazı tiyatro eleştirmenlerince Türk Tiyatrosu’nun Shakespeare’i sayılan Orhan Asena (1922-2001) 1945 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. TRT Başarı Ödülü’nü, İsmet Küntay Tiyatro Ödülü’nü, Avni Dilligil Tiyatro Ödülü’nü ve Türkiye İş Bankası Büyük Tiyatro Ödülü’nü kazandı. 1998 yılında Kültür Bakanlığı’nca Devlet Sanatçısı seçildi. İlk oyunu Tanrılar ve İnsanlar – Gılgamış, 1954 yılında sahnelendi . Kırkı aşkın oyun yazdı ve oyunları pek çok kere oynandı. Yirmi oyunu kitap olarak yayımlandı. En çok bilinen oyunları (Kitap basım tarihi): Tanrılar ve İnsanlar (1959),Hürrem Sultan (1960), Yalan (1962), Kapılar (1963), Tohum ve Toprak (Alemdar Paşa)(1964), Fadik Kız (1968), Sîmavnalı Şeyh Bedreddin (1969), Atçalı Kel Mehmet (1970),Şili’de Av (1975), Ölü Kentin Nabzı (1978)’dır. Tohum ve Toprak ilk kez 1963 yılında Devlet Tiyatroları’nda sahnelendi.

OYUN

Oyun 28-29 Temmuz 1808 tarihinde II. Mahmut’un tahta geçmesi ile başlar, 16-17 Kasım 1808 tarihinde Alemdar’ın öldürülmesi ile biter. II.Mahmut 24, Alemdar Mustafa Paşa 54 yaşındadır.

Alemdar (Tohum ve Toprak), söyledikleri ile her zaman yeni kalacak bir oyun. Orhan Asena’nın titizliğini ve tarih merakını oyunlarında görmek mümkün. Karşılıklı iki insan arasında geçen ama “diyalog” olmayan konuşmalar, sahnede olmayanı hikâye etme, yer, hareket ve zaman belirtirken anlatıma çok da katkı sağlamayan tanımlamalar Asena oyunlarının “eksi”lerinden sayılabileceği gibi özelliği olarak da alınabilir. Her şeye rağmen bir Asena oyununun yeniden sahnelenmesinden memnunum. Zira Asena, Türk Tiyatrosu’nda önemli köşe taşlarından biri, yazdığı merakla beklenen ve gençlik dönemimizin heyecan uyandıran bir yazarı.

Oyunda, gücü elinde tutanla onu o güce kavuşturan arasındaki çatışma görülür. Pek tabi ki aradaki yaş farkı da kişiler arasındaki dünyaya farklı bakışın temelini ve de oyundaki gerilimi oluşturur. Devlete sahip çıkmak isteyenle, devlet ile kendi rüştünü kanıtlama arasında kalanın mücadelesi çatışmanın özüdür. Tüm bunlar entrikalar, kirli planlar, kanlı mücadeleler içinde gerçekleşir. Oyunda, kaba gücü temsil eden dağlı Alemdar ile sarayda yetiştirilmiş sultan üzerinden güç ile taktik (eski ile yeni) arasındaki mücadele vardır.

Engin Alkan çok doğru bir yaklaşımla metindeki zamanın da oluşmasına neden olduğu kuruluğu canlandırmaya, renklendirmeye, oyundan bugüne özgü bir mesaj çıkarmaya çalışmış. Metne bağlı kalmaya da özen göstermiş.

YÖNETMEN ENGİN ALKAN

Yaptıkları ile her zaman hem fikir olmasam da Alkan’ı, tiyatromuzda işini ciddiye alan bir tiyatrocu olarak önemserim. Seyirci de onun isminin geçtiği oyunlara ilgi gösteriyor. İBB Şehir Tiyatroları’nda Tarla Kuşuydu Jüliet ve İstanbul Efendisi gibi oyunlar -sahnelendikleri salondan bağımsız- kapalı gişe seyirci ile buluşuyor. Nasıl sempatik bir oyuncu olduğu tv dizisi Deli Saraylı’da tüm seyirciler tarafından anlaşılmıştır sanırım.Alemdar’da farklı bir “yönetmen Engin Alkan” görecek seyirci. Seyirciyi eğlendirmenin ilk hedef olarak seçilmediği, düşünsel ve deneysel tiyatrocu yönünün daha çok öne çıktığı, metin olanaklarının araştırıldığı bir çalışma, Alemdar.

Her oyunu için nasıl geniş bir okuma yaptığını oyunları ile ilgili hazırladığı ve cömertçe paylaştığı web sayfalarından biliyorum. Tohum ve Toprak için de bir site hazırlamış. (http://tohumvetoprak.tr.gg/). Sitedeki başlıklar bile oyun için yaptığı ön hazırlığın genişliğini ve onun titizliğini anlamaya yeter. Ayrıca oyun dergisinden öğrendiğime göre uzman bir danışman kadrosu ile çalışmış. İnanıyorum ki sahneye seyre getirdiği her şey çalışmanın ve de yorumun ürünüdür, rastlantısal değildir. Bu nedenle Alemdar (Tohum ve Toprak), bu sezonun üzerinde dikkatle durulması gereken oyunlarından biri.

Oyunun geneline bakıldığında, Engin Alkan görsel metaforlar ve çağrışımlara çok “yüklenmiş” demek mümkün. Sahnedeki her hareket, oyuncunun her konumu bir anlam üretmeye kışkırtıyor seyirciyi. Metafor kullanmak zorlukları da getiriyor. Merdiven, sahnedeki çukurlar, kan kâsesi, halı, mum; fare, yılan, ot gibi çağrışımlar; mumların ne zaman söndürüldüğü, kimin çukurdan çıktığı, eğik platformda duran taht, asma merdivenler, boyanan yüzler, çukurdan yukarı çıkma vb. her şey bir anlam aramaya zorluyor seyirciyi. Bu nedenle bu metafor çokluğunda neyin ne amaçla yapıldığı sorgulanmaya başlanıyor.

Ülkemizdeki talihsizlik, sanatın rönesansından pay almamış olmamızdır. (İsterseniz pay almada gecikmişlik deyin) Bu tiyatromuza da yansıyor elbette. Örneğin bu oyunun karanlık atmosferine çok da uygun bulduğum Caravaggio resimlerindeki gibi bir bütünselliği, bir duygunun aktarılışındaki birlik, imge ve simgelerin kullanışındaki derinliği, yalın ama odaklanmış ve bütüncül bir resmi (algıyı) yaratmakta zorlanıyoruz. Sahne plastiği, resimlerin anlık pozlarında olduğu kadar bile çıkmıyor ortaya. Çok metafor, zenginlik yaratmıyor, görüntüyü kırık aynada parçalıyor, ışığı dağıtıyor.

Dekor (Gamze Kuş) görünüşü itibariyle çok etkileyici ve oyunun yüreği gibi ama sorunlar var. Sanki beğenilen dekor, mizanseni zorlamış, “baş role” çıkmış. Oyunu dekor ile birlikte anlatmak daha anlamlı, (hatta zorunlu).

Sahne eğimli bir platform. Osmanlı devletinin o andaki halini hatırlatması açısından yerinde. Motifli bir halı ile kaplı oluşu, en yüksekte görkemli bir duvar panosunun yerleştirilmesi de İmparatorluk azametini hissettiriyor. Üzerinde açılan kapaklardan çıkan insanlar ile yeraltı ve üstü diğer bir söyleyişle yukarıdakiler ve aşağıdakiler ayrımı için ideal bir tablo oluşturulmuş. Fare delikleri ile delinmiş toprak yani entrikalarla delik deşik edilmiş bir ülke görüntüsü hiç de fena değil. Ancak oyun sonunda o deliklerin kapanmasını, II.Mahmut Osmanlı’ya dirlik getirdi diye anlarsanız yanılırsınız. II. Mahmut Gerileme Dönemi’ni takip eden iniş döneminin başlangıcında belki de imparatorluğa son nefesi aldıran bir Sultan. Ama bu geçici bir iyilik. Aynı eğik platformda olduğu gibi kaymaya başlamış Osmanlı. Oyun sonunda çatışan güçlerin bir ve birlik görüntüsünün duygusal tablosu ne diyor bugüne?

Bu noktada “platform üzerinde kurulan dünya, aşağıdakiler-yukarıdakiler diye mi yoksa yeraltı ile çağrıştırılan ‘entrikalar dünyası’ olarak mı algılanacak?” sorusu akla geliyor. Kimin gözünden bakılıyor o döneme? Yukarıdakilerin gözünden mi, bugünden mi? Tarih mi önde, hayâl mi ? Bugüne ait ne var bu söylemde? Dekorun sağlam yapısı kurguya dair pek çok soruyu akla getiriyor ama cevaplamıyor.

Eğik platformun tam ortasında yer alan ve açılarak II. Mahmut’un egemenlik alanını çizen platformun dışına II Mahmut’u çıkarırsanız, anlam sorgulanır. II. Mahmut’un tahtının altından Alemdar’ın mezar ve aşk yatağının (ya da konağının) çıkması düşünce olarak iyi de yorum açısından ne diyor? Ortada açılan platformun statiğindeki zayıflık nedeniyle mütereddit duruşu da rahatsız edici.

Aslında Alemdar ile Kamertap’ın yatak sahnesi fotoğrafları, mükemmel bir görüntü veriyor. Işıkla verilmiş eriyen mumlar yönetmenin kullandığı mum alegorisine de çok uygun ancak sahnede o etkiyi alamıyorsunuz.

Keşke ortadaki platform biraz daha yukarı doğru açılsa ve de Alemdar iki büklüm bir yarıktan çıkmasa, sahne arkasından platforma girişler merdivenle değil eğik bir platformla yapılsa imiş. Böylelikle platforma çıkanlar iki büklüm olmazlar, bir hışımla sahneye giren ve çıkanlar o merdivenlerde eteklerini toplamakta zorlanmazlardı.

Yapılanlar ile “yeraltı” vurgulanmak isteniyor olabilir ama Alemdar’ın sürünerek sahneye girmesi oyun sonunda fikirleri için baş veren ama dik duruş gösteren Alemdar’a yakışmıyor. Gerçi zorlama bir yorumla sığınakta, bodrumdan geliyor vb. diyerek açıklanabilir ama aynı Alemdar yatak sahnesine de aynı şekilde girip çıkıyor.

Platform üzerindeki çukurlar kimin oradan çıktığı ile de ilgi kurmanıza neden olmaya başlıyor. Örneğin Ayşe Sultan girmeli mi o çukura? Çukura girmek “aşağıdaki olmak” mıdır yoksa “entrikalar” yapmak mı?  O çukurlardan uzanan taslar su ile doldurulduğunda aşağıdakilere can suyu, culûs verilmesi gibi algılanıyorsa bu metaforun tüm sahnelerde aynı amaca hizmet etmesi seyircinin algısı açısından kolaylıktır.

Eğik platformu bir arena olarak ortaya koyduğunuzda Alemdar ve II. Mahmut’un hareketleri de anlam taşımaya mahkûm. Özellikle karşılıklı kaldıkları sahnede kısa boylu II.Mahmut’un kapı gibi Alemdar karşısındaki duruşu dikkatle ele alınmış olsaydı keşke.

Mizansen olarak sandıklar üzerine yatmış Alemdar ve Kamertap ve (hayalinde) onlara doğru parmak uzatarak konuşan II.Mahmut’lu sahneyi, Gülten Kalfa’nın Durmuş Ağa ile olan konuşmasının mizanseni ile karşılaştırdığınızda “bir ve bütün” olmayan anlayışı fark ediyorsunuz. Hayâl ile gerçek algılaması karışıyor.

II. Mahmut’un üfleyip bıraktığı neyi, sahnenin hazırlayıcılarına üfleterek yukardan sarkan merdivenlere saray kadınlarını platformdaki delikten çıkarırsanız bu halı, mum, çerağ, kan çanağı simgeleri yanında sepetten yılan çıkarma gibi onlarla aynı söylem içinde olmayan imgeye götürür sizi. Kaldı ki II.Mahmut’un “ney”i midir yılanları ortaya çıkaran?

II.Mahmut’un Mehmet Paşa’nın yanına girerken tacını ve kaftanını “soyunarak” gücünden sıyrılması sahnesinin, oyun bütünündeki söylemdeki “yalnız”lığı dikkat çekiyor.

Süleyman’ı kollarından iplerle bağlı çekerek sahneye getirdiğinizde işkence yapılmış olma algısı bir tercihtir ama işkence yapılmadan, Alemdar’ın konuşmasına paralel Süleyman’ın kollarından çekilip itilmesi de başka bir anlama ve anlatmadır. Bu aynen merdivene tırmanıp ülkenin halini gözleyerek dedikodu eden kadın için kullandığınız metaforla uyum içinde olurdu. Hiç şüphesiz merdiven ile üçüncü boyutun kullanılması çok önemli ama göstergesel anlam açısından tartışmalı.

Kamertap, Alemdar’ın yanında gücü de öğreniyor. Üç hafta içinde değişmeye başlayan “cahil” birinin yaşadığı çelişkinin verilmesi önemli. Zaten Gülten Kalfa’ya kapıyı göstermedeki kararlılığı Kamertap’ın yeni yerini benimsemeye başladığını da gösterir. Bu Alemdar’ın elindeki kaseyi itmesinin nedenini de açıklar. Kamertap’a küvette yapılan baskı fazla ve gereksiz. Sahne görsel olarak iyi resim veriyor ama gerekli mi sorusunu getiriyor yanında. “Küvette işkence”nin göstergesel anlamı üzerinde de durmak gerek. “Osmanlı” mı yoksa “bugünün” algısı mı ön planda?

Asena oyunlarında, olayların izleyicisi durumunda olan halk, gördüklerini duyduklarını anlatır. Bir anlamda koro görevi görür. Alkan yorumunda halkın konumu ve halk/kamu fikri kaybolmuş. Halkın tanıklığı ortadan kalkmış. Oysa sokaktaki adamın söylemi onun olaylara nasıl seyirci kaldığının da göstergesi olabilirdi.

Patlama müzik olarak verilmiş ancak keşke ışıkla desteklenen tek ve yüksek bir ses olsa idi. Müzikte örneğin II.Mahmut, Lâla Mehmet Bey sahnesinde seçilen ton, oyunun tümünde hâkim değil.

Kan kasesinin küçük olduğunu düşünüyorum ve ilk bakışta kanı değil şerbeti hatırlatıyor. Kan ile yıkanmak ön oyunun en belirgin öğesi ama tek kişiyi kana bulaştırmak, dönemi anlatmıyor, olayı kişileştiriyor. Belki de ilgili sahnelerde yukardan akıtılan “kan yağmuru” daha iyi olurdu diye düşünüyorum.

Oyunun açılışında genel bir tarih hatırlatması iyi olmuş . Sondaki mum sehpası etrafında birleşme inandırıcı değil.

Uzun ve yavaş tutulmuş ön oyunda madem oyun sonunda söndürülecek, o zaman mumları ilk sahnede söndürmek doğru mu? Oyun süresince karakterlerin mum gibi erimesi metaforunun iki defa tekrar ettirilmesi yerine yakılan mumlar, oyun sonunda söndürülseydi olmaz mıydı? Mumların yandığı masa değil daha önce yanmış ve sönmüş mumların oluşturduğu bir mum anıtı olsa ve masa devrildi devrilecek şekilde dışarı/içeri ittirilmese diye düşündüm. Yukardan inmesi oyun bütünündeki anlatıma daha uygun olurdu.

Erhan Abir’in loş bir sahnede yukardan aşağı elindeki mumu söndürmeden, kendi eteğine basmadan yürümesi bir oyun açılışı için düşük bir tempoyu vaat ediyor. Aynı anlayış grubun sahneye gelişlerinde de yaşanıyor.

Sahneyi çevreleyen panolar, herhalde epik bir anlatım vurgusunun gereği. Gene de estetik olmadığını söylemeliyim. Sahne üzerine o kadar düşünce akıtan bir çalışma, yanlarını da oyun alanına dahil etmeliydi.

Bazı sahnelerde -katılmadığım ama beğendiğim- metnin çizgisinden uzaklaşmadan metne yeni mizansenler giydirilmiş. (II. Mahmut- Lâla Mehmet Bey, Tayyar Ağa- Gülten Kalfa, Kamertap-Gülten Kalfa, Alemdar-Süleyman sahneleri gibi) Ancak metni okuyan için anlamlı olabilecek bu sahnelerin keyfini herkes yaşayamayacak ne yazık ki.

Bu nedenlerle ilk izlenim olarak twitter’da “sancılı bir görsellik” dedim. Yeni mizansenle yeniden yazılmış bir oyun var karşımızda. Ben oyundaki genellikle görselde yoğunlaşmış metafor bolluğunun, oyunun anlatmak istediğini riske attığını düşünüyorum. Alemdar, tek tek güzel resimleri olan ama bütünlüğü tartışılır bir oyun olmuş.

Erhan Abir (Amber Ağa) çok doğru bir seçim; hem tecrübesi hem de oyunculuğu ile bu role çok uygun. Can Başak (Alemdar) yerinde bir seçim. Oldukça iyi bir Alemdar yorumu sergiliyor. Berna Adıgüzel (Gülten Kalfa) akılda kalıcı bir oyun veriyor.

Oyunu seyrettiğim için memnunum. Engin Alkan’ın çabasını fark etmeyen için sıkıcı, fark edip üzerinde düşünenler için hem tarih hem tiyatro açılarından öğretici ve yararlı olacağını düşünüyorum oyunun.

Alemdar (Tohum ve Toprak), sezonun üzerinde çok konuşulacak oyunlarından biri.

Ek Bilgi:

Orhan Asena’ya Göre Tiyatroda Tarih

Orhan Asena’nın oyunlarında güç kavramı üzerinde durur. Güç kavramı, beraberinde iktidar kavramını da getirir. Orhan Asena’nın eserlerinde fertler arasında dar çevrede geçen hakimiyet kurma gayreti, politik güç ve iktidar ihtirasına ulaşır. Yazarın günlük politikayı insanın ezelî hakim olma ihtirasıyla yorumlaması, onu tarihî konulara ve döneminin önemli ihtilâl hareketlerini ele almaya yönelmiştir. Ona göre sorunlar aynı kalsa da, çözümler değişir.

“Sanatın gününün sorunlarıyla uğraşmasını yerinde bulurum da, belli bir görüşü zorlamasını hoş görmem. Bu bana yetkisini ve yetkesini kötüye kullanmak gibi gelir. Sorunu taraf tutmadan namusluca ortaya atmak yeter sanatçıya. Gerisi bence güdümlü sanattan başka bir şey değildir.

Sonunda aradığınızı buldunuz diyelim, bundan öteye yapacağınız şey daha da güçtür. Gününüz insanını alıp o günlere götürmek değil, o günleri alıp bugüne getirmek gerektir. Yoksa geçmiş günlerin anıları arasında şöyle bir gezintiden öteye geçmez yaptığınız. O günleri alıp bugüne getirmek ise kolay değildir. Nasıl bir dirençle karşılaşacağımızı daha önceden kestiremezsiniz. Taraf tutmadan, öğüt vermeden, zorlamadan, kandırmadan, kişiliklerini kendilerinde bırakarak, bütün bu geçmiş günlerin kasırgaları içinde seyircimizi güven duyacağı bir kıyıya çıkarabilirseniz, gerçekten övünç duyabilirsiniz” der Asena.

Tiyatro yazarının sadece seyircisine karşı sorumlu olduğunu belirten Asena, ‘‘gerçek başkadır inandırıcılık başkadır’’ der. “Tiyatro yazarları da inandırıcı olmanın peşindedir. Bu yüzden de belgeleri sıralamaz, o belgelerden yeni bir eser yaratır.” (http://www.edebiyatdefteri.com/yazioku.asp?id=46283)

Alemdar- Tohum ve Toprak ile Anlatılan Tarih

III.Selim, Avrupa’daki modern orduları örnek alarak kurduğu Nizam-ı Cedid isimli ordu, yeniçerilerin tepkisiyle karşılaşmış ve bu tepki bir isyana dönüşmüştü. Kabakçı Mustafa isimli bir yeniçeri ağasının önderliğindeki isyan sonunda III.Selim tahttan indirilip yerine muhafazakâr şehzade IV.Mustafa tahta çıkarılmıştı.

Bu isyandan canını kurtaran Nizam-ı Cedid’in ileri gelenlerinden bazıları Rusçuk Ayanı Alemdar Paşa’ya (1755-1808) sığındılar. Bu kimseler “Rusçuk Yaranı” olarak anılan bir gizli komite oluşturup, III.Selim’in tahta yeniden çıkması için çalışmalara başladı. İsyandan 14 ay sonra Alemdar Mustafa Paşa Temmuz 1808′de Rusçuk ayanı sıfatı ve yanında 15.000 askeriyle IV. Mustafa’yı tahttan indirerek yerine tekrar III. Selim’i geçirmek için İstanbul’a gelerek Kabakçı Mustafa İsyanı elebaşlarını bertaraf etti. Kabakçı Mustafa’nın adamları III.Selim’i öldürüp cesedini Mustafa Paşa’ya gönderdiler.

Alemdar Mustafa Paşa’nın adamları Şehzade Mahmut’u IV.Mustafa’nın adamlarından kurtardı. Şehzade Mahmut padişah, Alemdar Mustafa Paşa onun sadrazamı oldu.

Alemdar Paşa’nın sadrazam olduktan sonraki ilk önemli icraatı Osmanlı tarihinde anayasal nitelikler taşıyan ilk belge olan Sened-i İttifak’ı yürürlüğe sokmasıydı. Böylece padişaha kimi yükümlülükler getirilmekte, antlaşmayı imzalayan ayanlara bazı haklar tanınmaktaydı. Bu durum ayanları, Osmanlı siyasi arenasına önemli bir güç olarak yerleştirmekte, padişahın iktidarını kısıtlamakta ve yeniçerileri bu denklemin dışına itmekteydi. İşte Devlet-i Ali Osman’da sınıf mücadelesi kırılma noktasına böylece ulaştı.

Alemdar Mustafa Paşa’nın Yeniçeriler’in “kendilerine alternatif olduğu düşüncesiyle” karşı çıktığı Nizam-ı Cedit’i (Sekban-i Cedit olarak farklı isimle de olsa) yeniden kurması, bu kuruluşu kısmen finanse etmek niyetiyle “esame” denen, yeniçerilere mahsus eski ulufe cüzdanlarının rayic bedel verilerek toplatıp yakılması ve Yeniçeri ocaklarında yolsuzluk tespiti yapmaya kalkışması onların düşmanlığını kazanmasına yetmişti.

Sonunda (15 Kasım – 18 Kasım 1808)’de ortaya çıkan Alemdar Vakası adı verilen yeniçeri isyanının ilk gününde isyancı Yeniçeriler Alemdar’ın kalmakta olduğu Bâbıâli’yi bastılar. Sekbanların karşı koyması üzerine de ateşe verdiler. Saraydan yardım gelmeyince umudunu yitiren Alemdar barut mahzenini ateşleyerek içeri girmeye çalışan 1000 yakın yeniçeriden 600 kadarıyla birlikte öldü.

Bu gelişmeler sonucu çıkan yeniçeri isyanı Alemdar Paşa’nın ölümüne, Padişah II.Mahmut’un (1785-1839) tahtta kalmak uğruna kardeşi IV. Mustafa’nın öldürtmesine sebep oldu.

II. Mahmut, bu olaydan sonra Sened-i İttifak’ı fiilen yürürlükten kaldıracak, bu esnada ayanları siyasi arenadan yavaşça silecek, yeniçerileri ise tam 17 yıl sonra çok kanlı bir şekilde ortadan kaldırarak hem iktidarını mutlaklaştıracak hem de Osmanlı devletinde yaşanan sınıf mücadelesini monarşinin kesin zaferiyle sonuçlandıracaktı. II.Mahmut’un Batı yanlısı reformları taban tarafından asla içselleştirilemeyecek ve bu topraklarda modernleşme ve batılılaşmanın aynı şey olduğu yanılgısının yerleşmesini sağlayan dönüm noktalarından biri olacaktı. (18.Yüzyıl Sonunda Avrupa ve Devlet-i Ali Osman’ın Ahvali-Volkan Keleş yazısı ; http://tr.wikipedia.org/wiki/Alemdar_Mustafa_Paşa; Anabritannica ilgili maddelerinden derlenmiştir.)

YAZARDAN  
  Hiçbir oyunumda tarihten yola çıkmadım ben. Günümüzden yola çıktım. Günümüz olaylarıyla, kişileriyle, sorunlarıyla bir çağrışım uyandırdığı anda tarihe yöneldim. (…) Benim zaman içindeki çevrem, Kanuni Sultan Süleymanlara, simavnalı Şeyh Bedrettinlere, Gılgameşlere dek uzanıyordu. Ama insan aynı insandı. Onların kaygıları, düşünceleri, sorunları, yazgıları… Çok yanlış olarak tarihsel konulu oyunlar tarihle karıştırılır. Oysa tarih şaşmaz biçimde nesnel, oyun şaşmaz biçimde özneldir. Bir oyun yazarıyla, bir tarihçinin olaylara bakış açıları başkadır, yöntemleri başkadır. Amaçları başkadır. Başka başka bireşimlere gitmeleri doğaldır, olağandır, hatta kaçınılmazdır. …sanatçı bir şeyleri çözümlemek için yazmaz. (…) Sanatçı sergiler, düşündürür, yorumlamayı da seyir işine ya da okuyucusuna bırakır. Doğru çözüm sonradan doğru yorumlayanlardan gelir. * *: Orhan Asena’nın söyleşi ve yazılarından alıntılanmıştır. Kaynak: Nutku, Hülya-CUMHURİYETİN 75. YILINDA BİR YAZAR: ORHAN ASENA-T.C Kültür Bakanlığı Yay. Haz: Andaç, Feridun-AYDINLANMANIN IŞIĞINDA SANAT İNSANLARIMIZ IV- Papirüs Yay.







 
Reklam  
   
ZİYARETÇİ DEFTERİ  
 
 
İSTANBUL EFENDİSİ  
 




 
TARLA KUŞUYDU JULIET  
 



 
Bugün 19 ziyaretçi (83 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=