.
İÇERİK  
  ANA SAYFA
  İLETİŞİM
  KAYNAK KULLANIMI HAKKINDA
  SULTAN IV. MUSTAFA
  PADİŞAHLARIN EŞLERİ
  OSMANLI HANEDANI SOY AĞACI
  YENİÇERİ VE KAPIKULU SÜVARİLERİNİN İSYANLARINA İLİŞKİN BİR ANALİZ
  II.MAHMUD DÖNEMİ'NDE GİYİM KUŞAM
  II. MAHMUD
  OSMANLI KRONOLOJİSİ
  III. SELİM DEVRİNDE MUSÎKİ HAYATINDAN KESİTLER
  ALEKSANDER GREGOREVİÇ KRASNOKUTSK’UN GÜNLÜĞÜNDEN ALEMDAR MUSTAFA PAŞA VAKASI
  KABAKÇI MUSTAFA AYAKLANMASI
  KİMİ UNVANLAR, TABİRLER
  OSMANLI'DA MÜZİK
  DEVLET TEŞKİLATI
  ISLAHATLAR
  SENED-İ İTTİFAK
  OSMANLI ARMASI
  İLBER ORTAYLI'DAN MAHMUD, SELİM, SADRAZAMLAR PADİŞAHLAR...
  ORDU
  II.MAHMUD'UN MÜZİSYENLİĞİ
  OSMANLI DEVLET TÖRENLERİNİN TOPKAPI SARAYI’NDAN DOLMABAHÇE SARAYI’NA İNTİKALİ
  AYAN
  BAB-I ALİ YANGINI VE ALEMDAR VAK'ASI
  SIR KÂTİPLİĞİ VE RUZNÂME
  III. SELİM'İN SEHİD EDİLMESİ
  27 MAYIS DARBESİ VE TALAT AYDEMİR
  31 MART VAKASI
  TÜRK DARBELER TARİHİ
  KADIN HAYATINDAN AYRINTILAR
  ALEMDAR MUSTAFA PAŞA'NIN SADRAZAMLIĞI
  PAŞALIK MÜESSESESİ (avi)
  OSMANLI ORDUSU (video)
  HAREM (AVİ)
  OSMANLI PADİŞAHLARI (avi)
  BATILILAŞMA (avi)
  OSMANLI AİLESİ (avi)
  HUKUKSAL AÇIDAN SENED-İ İTTİFAK
  SENED-İ İTTİFAK YORUMU
  KİMİ MERASİMLER
  III. SELİM DÖNEMİ YENİLEŞME ÇABALARI
  HALININ TARİHİ
  19.yy'DAN BAŞLIKLAR
  SIRP İSYANI VE OSMANLI-RUS SAVAŞI
  III. SELİM DEVRİNDE NİZAM-I CEDİDİN ANADOLU'DA KARŞILAŞTIĞI ZORLUKLAR
  SENED-İ İTTİFAK'IN TAM METNİ
  SENED-İ İTTIFAK lLE MAGNA CARTA'NlN KARŞILAŞTIRILMASI
  FRANSIZ İNKILABI’NIN TÜRK MODERNLEŞME SÜRECİNE ETKİLERİ
  YENİÇERİ OCAĞININ KALDIRILIŞININ TAŞRADAKİ YANSIMASI
  TÜRK MODERNLEŞMESİNİN AMBİVALANT DOĞASI
  TÜRKİYE'DE BATILILAŞMA DEĞERLERİNİN ARAÇLAŞMASI
  OSMANLI YÖNETİCİLERİNDE ZİHNİYET DEĞİŞİMİ VE BATILILAŞMANIN BAŞLANGICI
  SARAY MÜZİĞİNDE YAYLI ÇALGILAR
  XIX.YY'DA İSTANBUL' DA SANAT VE MUSİKİ
  TOHUM VE TOPRAK YILLARINDA TÜRKİYE
  EDEBİYAT-TARİH-TİYATRO İLİŞKİSİ
  19.YY İLK YARISINDA KADIN GİYSİLERİ
  KEMAL TAHİR VE BATILILAŞMA
  TÜRKLERDE ÇERAĞ MUM VE ATEŞ
  ELEŞTİRİLER



  




																							
HALININ TARİHİ

Türklerin daha Hunlar devrinde, Milattan önceki yıllarda çok gelişmiş "Gördes" düğüm'lü halı tekniğine sahip oldukları Altay dağları eteklerinde, Güney Sibirya, Pazırık kurganları kazılarında ele geçen eşsiz halı ile belli olmaktadır. Fakat daha sonra Doğu Türkistan'da Lop gölü batısında Lou-Lan'da 1906-1908'de Aurel Stein, Tarım nehri kuzeyinde Kuça yakınında Kızıl'da bir mabette 1913'te A. von Le Coq tarafından bulunan tek argaç üzerine basit düğüm tekniği ile yapılmış ve 3. ve 6. yüzyıllardan kalma küçük parça halılara kadar ara'da bir boşluk vardır. Belki de bu kadar uzun zaman içinde Pazırık halısının yüksek tekniği unutulmuş, yeniden bulunan çok basit bir düğüm tekniği ile halı sanatında ikinci bir devir başlamıştır.

İslamlık devrinde Abbasilerden kalma geometrik örnekli halı parçaları arasında yine Doğu Türkistan düğüm tekniğine uygun olarak yapılmış bazıları Fustat (Eski Kahire)'ta ele geçirilmiştir.
10. yüzyılda Buharada ve Batı Türkistan'ın diğer merkezlerinde eskiden olduğu gibi halı yapıldığı ve bunların diğer ülkelere ihraç edil'diği kaynaklardan bilinmektedir. 13. yüzyıl başlarında Moğollar'ın tahribine kadar bu durum devam etmiştir.

Kahire İslam Sanatı Müzesi'nde Fustattan gelme, Gördes düğümlü ve kırmızı zemin üzerine Palmet motifi bir yün halı parçası son yıl'larda Johanna Zick-Nissen tarafından titizlikle incelenerek bunun Ortaçağ İslam dünyasında düğümlü halıların başlangıcı olduğu belirlenmiştir. Bordürde kufi yazılı satırdan bir parça kalmıştır. Halının Abbasiler zamanında, Maveraünnehir yani Batı Türkistan'dan ithal edildiği tahmin edilmekte ve 7.-9. yüzyıllar arasında bir tarih verilmektedir. Bu durumda Buhara ilk akla gelen merkez olup, burada Doğu Türkistan'ın aksine, Gördes düğümünün ve kufi bordürle bitki motiflerinin bilinip kullanılmış olması düşünülebilir. Çok karışık ve ince iş'lenmiş desenli iki tarafında değişik örneklerle Kühnel' in Berlin Müzesi'ne kazandırdığı parça halı da Mısır'a Batı Türkistan'dan (Tranoscania) ve Buhara' dan ithal edilmiş olabilir. Bu çevreden daha başka halı kalmadığından diğer örneklerin çeşitleri bilinmiyor.

Mısır'da bulunan diğer parça halılarda ise Doğu Türkistan'ın tek argaca düğüm tekniği uygulanmış olup koyu bir mavi hâkim zemin rengidir. Bunlar, Atina Benaki Müzesi'nde Fustattan gelme iki parça halinde olup yine Johanna Zick-Nissen tarafından incelenmiştir. Kahire Üniversitesi koleksiyonunda Eski Kahire'nin Tolunlu şehri el-Katai' de yeni bulunmuş diğer bir parça kufi bordur ve ona bağlı inci dizisi örneği olarak, Benaki Müzesi'ndeki parça'lar ile aynı özelliği taşır.

Tolunlular 'ın Mısır'dan başka Suriye ve Adana havalisine kadar genişlediği Humaraveyh zamanında halı ve dokuma sanatının çok gelişmiş olduğu anlaşılıyor. Fakat daha sonra İran'da, Selçuklu Sultanlığı devrinden hiçbir halı parçasının kalmamış olması büyük talih'sizliktir. Bununla beraber 13. yüzyıl başlarında Konya'da Anadolu Selçuklularımdan kalan Gördes düğümü ile yapılmış halılar, halı sanatının temelini oluşturan ve etraflıca bilinen en eski halılar olarak karşımıza çıkmaktadır.

Konya Alâeddin Camii'nde 1905'te F.R. Martin tarafından keşfedilen bu sekiz Selçuklu halısından sonra R.M. Riefstahl' in 1930'da bulduğu üç Selçuklu halısı ve 1935-1936 yıllarında Fustat' ta ele geçirilen yedi küçük parça halı ile bunların sayısı 18'i bulmuştur.

İslam dünyasına Türkler' in getirdiği halı sanatı diğer taraftan tek argaca düğüm tekniği ile İspanya'ya kadar yayılmış, Avrupa'da da hayranlık uyandırarak ressamların tablolarında yeni bir unsur olarak yerini almıştır.

İran halısı diyebileceğimiz halıların ancak 15. yüzyıldan sonra ortaya çıkması, 14. ve 15. yüzyıllarda minyatürlerde görülen halıların kufiden gelişen bordürleriyle 13. yüzyıl Selçuklu halılarının motiflerini benimseyerek tekrarlamış olmaları ile İran'da halı sanatının Türklere bağlı gelişmesi kendini belli eder. Tarihlendirilen orijinal İran halıları 16. yüzyıldan başlamaktadır. Selçuklu halılarında kufiden gelişen bordur daha sonraları örgülü ve çiçekli kufi bordürler halinde minyatürlerdeki halı tasvir'lerinden başka İspanya ve eski Kafkasya halı'larına varıncaya kadar yerini alarak etkisini göstermiş bu halılara büyük ölçüde zenginlik kazandırmıştır.

14. yüzyılda kuvvetle üsluplanmış hayvan figürlerinin Anadolu halılarına girmesi de yine Selçuklu menşeine dayanır. Bunların daha yüzyılın başında Avrupa resminde yer alabilmesi için Selçuklu devrinde Avrupa'ya getirilerek tanınmış olması gerekir.


Fakat bu hayvan figürlü halıların asılları bir yüzyıldan uzun bir sürenin sonunda, ancak 1890'da W.v. Bode'nin Roma'da, Berlin Müzesi için satın aldığı ejder anka mücadelesi kompozisyonlu (Ming) halısı, diğeri 1925'te İsveç'in Marby köy kilise'sinde bulunan bir ağacın iki tarafından kuş figürleri ile kompozisyonlu halı olarak yüzyıllarca sonra keşfedilebilmiştir. Daha sonra Fustat' ta, İstanbul'da ve Konya'da bulunan diğer hayvan halılarıyla durum zenginleşmiştir.

R.M. Riefstahl'in Beyşehir'de üç Selçuklu halısından başka bulduğu, 15. yüzyıldan kalma büyük boydaki dördüncü halı da daha sonraki Holbein halılarının prototipi olarak çok zengin bir gelişmenin sağlam temelini meydana getirmiştir.

1451'de Fatih devrinden başlayarak 16. yüzyıla kadar önce İtalyan sonra Felemenk ve Hollandalı ressamların tablolarında tasvir edilen, fakat Holbein'in tablolarında daha sık ve belirli görüldüğü için onun adıyla tanınan örgülü kufiden geliştirilmiş bordürler ve çok üsluplanmış bitki motifleriyle canlandırılmış geometrik örnekli halılar, Osmanlılarla yeni bir üslubun başladığına işaret eder. Hepsi Holbe'in ile ilgili olmamakla beraber bu halılarda dört tip ayırt edilir. Birinci tipe giren küçük örnekli Holbein halıları, konturları belirsiz düğümlü sekizgenlerle, kaydırılmış eksenlerde alternatif sıralanmış ve rûmi palmetlerden meydana gelen baklavalardan ibaret zeminleriyle adına en uygun ve karakteristik halı olup aynı zamanda bunların en eskisidir. Holbein'in tablolarında hiç yer vermediği küçük örnekli ikinci tip de bitki motiflerinin birleşmesiyle meydana gelen dört kollu (haçvari) zengin baklavalarla, dağılmış şekiller haline gelen kontursuz sekizgenlerin aynı şemaya göre sıralanmasını gösterir. Lorenzo Lotto'nun tablo'larında sık görüldüğü için son zamanlarda bunlara Lotto halıları adı verilmektedir. Uşak bölgesine mal edilen bu küçük örnekli iki tip daha sonra Uşak halılarının geliştirilmesine yol açmıştır.

Büyük örnekli III. ve IV. tip Holbein halılarından ilki sekizgenle dolgulanmış büyük kare veya dikdörtgenlerin üst üste sıraladığı sade bir örnek gösterir. Aynı büyüklükte bölümlenme şekliyle hayvan figürlü halılara bağlanan bu III. tip Holbein halıları 15. yüzyıl boyunca gelişmiş ve son yıllara kadar devam etmiştir.

Büyük kare veya dikdörtgenlerin altında ve üstünde ikişer küçük sekizgenden ibaret örnekleriyle ilk defa bir gruplanma gösteren IV. tip Holbein halıları Selçuklu devrinin geometrik şekilleriyle kufiden gelişen bordürlerini devam ettirmektedir. Büyük örnekli bu son iki tip Holbein halıları Bergama halıları grubuna geçişi hazırlamıştır. Bunlar da geometrik örnekler, bazen çok üsluplanarak aynı şemaya uydurulmuş bitki motifleri hâkimdir. En eski'leri 16. yüzyıldan kalan bu halılarda 18. yüzyıl da küçük hayvan figürlerinin dolgu motifi ola'rak tekrar ortaya çıkması ile hayvan figürlü halılarla bağlantı kurulmuştur.

Geometrik örnekli halılar yanında 16. yüzyıl boyunca ortaya çıkan çeşitli tiplerle Türk Halı Sanatı'nda çok parlak ve yeni bir devir açılmıştır. Uşak bölgesinde yapılan halılarla başlayan bu gelişme, Osmanlı sanatının diğer kollarında ve mimaride olduğu gibi klasik bir devir olarak değerlendirilmiştir. Bu Uşak halı'larının çok zengin ve çeşitli grubu etraflıca toparlanıp incelenmiştir, iki ana tip olarak madalyonlu ve yıldızlı Uşak halıları sağlam geometrik motifler yerine, çeşitli zengin motiflerinden bir kompozisyonla yeni devrin başlangıcı olmuştur. Bunlardan, madalyon motifinin esas olduğu halılar on metreye varan ölçüleriyle büyük orta madalyonun altında ve üstün'de birer yanlar da ikişer kesik madalyonla sonsuzluğa işaret eden bir örnek gösterir.

Madalyon Tebriz halılarından gelen kitap, cilt ve tezhip süslemelerinden geliştirilmiş bir motiftir. Fakat onlarda madalyon motifi sınır'ları belli kapalı kompozisyonlar halinde kalarak dondurulmuş, buna karşılık Türk halıları'nın sonsuzluk prensibi bu yeni tiplerde de hâkim olmuştur. Türkler, kitap sanatına bağlanmadan sonuna kadar tekstil sanatı kanunları'nı ve özelliklerini sağlam bir seziş kabiliyetiyle korumuşlardır. Madalyonlu Uşak halıları 16. yüzyıldan 18. yüzyıl ortalarına kadar devam etmiştir.

Sekiz köşeli yıldız biçimindeki madalyon'larla küçük baklava şeklindeki madalyonların kaydırılmış eksenler üzerinde alternatif sıra'lanmasını gösteren Yıldızlı Uşak halılarında örneklerin sonsuzluğu daha bellidir. 1. gruptan daha küçük ölçüde yapılan bu yıldızlı Uşak halıları 16. yüzyıl başlarında görülüp 17. yüzyıl sonunda ortadan kaybolmuştur.

Klasik Anadolu halıları yanında 16. yüzyıl son yarısından başlayarak yepyeni bir teknik'le, tamamıyla naturalist motiflerin hâkim oldu'ğu Osmanlı Saray halıları grubu ortaya çıkmıştır. Hepsi Gördes Türk düğümlü bütün diğer Türk halılarından farklı olarak sine (İran) düğü'mü ile yapılmış olan bu halılar sık düğümleriyle kadifeyi andıran yumuşak bir etki bırakırlar. Osmanlı saray üslubu diyebileceğimiz bu yeni gelişmede üslup birliği halinde bütün diğer sanatlarda da naturalist motifler hâkim olmuştur. Bütün süsleme sanatlarında, lale, sümbül, gül, karanfil, bahar açmış dallar, saz denilen kıvrık yapraklar, 18. yüzyıl sonuna kadar gittikçe zenginleşerek kullanılmıştır.

Osmanlılar 1514'te Tebrizi 1517'de Kahire'yi fethetmiş olup bu iki tarih Türk Halı Sanatı bakımından önemlidir. Osmanlı saray halıları Memlûk halılarının teknik malzeme ve renk etkisi altında o devir Türk sanatının bütün kollarında görülen Türk çiçeklerinin naturalist motifleriyle meydana gelmiş, madalyon düzeni Uşak halılarından farklı olarak belirsiz planda kalmıştır. Esas örnek sonsuzluğa göre çizilmiş bir desendir.

İlk Saray halılarının İstanbul'dan gönderilen örneklere göre Memlûk halı tezgâhlarında yapıldığı kabul edilmekle beraber Kühnel daha sonra bunların İstanbul'da ve ipek şehri Bursa'da yapılabileceğini ileri sürmüş, bu fikir bir kaynakla da belgelenmiştir.

Sultan Murad III.'ün 1585 tarihli fermanıyla, Mısır'da bulunan ipek gibi ince yün malzemesini birlikte getirmek kaydıyla İstanbul'a davet ettiği 11 halı ustasından biri (Arslan) adından anlaşılacağı gibi Türk asıllıdır. Bu Mısır yünü tatlı kırmızı, güzel bir sarı, koyu mavi ve çimen yeşili olarak Memlûk halılarında görülen renklerle boyanmış argaç ve arışları için tabii beyaz yün iplik, arışlarda bazen kırmızı yün kullanılmıştır. İstanbul ve Bursa'da ilk Saray halılarının örnekleriyle yapılan sonraki halılarda ise argaç ve arış iplikleri ipekten yapılmıştır.

Dünya müze ve koleksiyonlarına dağılmış olan Osmanlı Saray halılarından elimiz de yalnız TİEM' de bulunan çok yıpranmış halde 8.80 x 4.65 m. ve 4.28 x 4.80 m. gibi çok büyük ölçüde iki halı ile bir seccade ve T.K.S.M'-de diğer bir seccade kalmıştır. Eskişehir kaza'sından Seyyid Battal Gazi türbesinden 10 kanunusani 1329 (1911 Ocak) tarihinde getirilmiş 768 ve 153 sayı ile TİEM' ne kaydı yapılmıştır. 768 envanter kayıtlı ve daha büyük ölçüdeki halı kırmızı zemine sarı ve beyaz dolgu'lu kanatlı rûmflerden meydana gelen dört iri palmet dolgulu baklavaların kaydırılmış eksen'ler halinde sıralanmasını gösterir. Enine beş sıra halindeki baklavaların içi bir sırada yeşil bir sırada koyu mavidir. Baklavalar arasında çift sıralı saplarla bağlantı sağlanmıştır.


Barok havalı kanatlı rûmılerin baklava kompozisyonu, Osmanlı Saray halılarında çok kullanılan bir örnek olup, bu halıdan başka Londra, Victoria and Albert müzesindeki Saray halısında aynen tekrarlanmış, bazen bu zemin kompozisyonu üzerine madalyonlar eklenmiştir.

16. yüzyıl ortasından 17. yüzyıl sonuna kadar süren Osmanlı Saray halıları örnekleri fa-kirleşip yavanlaşarak devam etmiştir. Uşak halılarının bozulan gruplar içinde kabalaşmış örnekler halinde günümüze kadar yaşamış, 19. yüzyılda İzmir halıları adını almıştır.

Saray halıları grubundan seccadeler ise 18. yüzyılda Gördes, Kula, Lâdik Uşak seccadelerinde çeşitli şekilde yaşatılmıştır. Bu gruptan Sultan Ahmet' le ait olduğu bilinen şahane bir seccade Topkapı Sarayı Müzesindedir. Mangal altına serildiği için, bazı yanıkları olmakla beraber Sultana layık bir iş olduğu bellidir.

Berlin Müzesi'nde bulunan diğer bir Saray seccadesi üst kenar bordüründeki 1019 hicri tarihli kronograma göre 1610 yılını göstermekte ve 17. yüzyıl başlarında saray imalatı seccadelerin, belki de Sultan Ahmet I. için seçme bir örnek halinde, yapıldığına işaret etmektedir.

Önceki yüzyıllardan bugüne kadar bilinen en eski seccadeler 15. yüzyıldan kalmış olup, Türk Halı Sanatı'nın ayrı bir grubunu teşkil eder. Bunlardan TİEM' de bulunan üç seccadenin birbirinden tamamıyla farklı üç ayrı kompozisyon göstermesi zengin yaratma gücüne işaret eder. Diğer 15. yüzyıl seccadeleri'ni Belliniler, Carpaccio ve L.Lotto Rönesans tablolarında tasvir etmişlerdir. Münih galeri'sinde Giovanni Bellini'nin 1507 tarihli Venedik Docu Loredan'ı canlandıran tablosunda masanın ayakları altında görülen böyle bir secca'denin tam benzeri, Berlin İslam Sanatı Müzesi'nde bulunmaktadır. En erken örneklerden biri de Gentile Bellini'nin Londra National Galeri'deki tablosunda resmedilmiştir.

Berlin müzesinde 16. yüzyıl başından şahane bir Uşak seccadesinin alt kenarında Bel'lini seccadelerindeki girintili bölüm çok iri bir palmet şeklini almıştır. Bode koleksiyonun'dan 1600 tarihli diğer bir Uşak seccadesi çok geniş bir bordürle ortası madalyonlu sade çift mihrablı seccadelerin ilk örneklerindendir. 15. yüzyıl gibi 16. yüzyıldan da ne yazık ki çok az sayıda seccade kalmıştır.

17. yüzyılda birden çoğalan ve çeşitleri zenginleşen seccadeler arasında kıvrak kon-turlu mihrab şekilleriyle Gördes seccadeleri en zengin aynı zamanda Osmanlı Saray seccadeleriyle bağlantılı, onlara yakınlık gösteren grup olmuştur. Güneyinde bulunan Kula, daha sade mihrap nişleriyle Gördes'e benzemekle beraber sayıları 10'a kadar çıkan ince şerit halinde bordürleriyle ayrılır. Ayrıca manzaralı Kula denilen küçük evler ve ağaçlarla dekorlu değişik cinsleri vardır. Lâdik seccadeleri üçüncü sırada gelir. Yumuşak yünleri ve parlak renkleriyle göze çarpar, mihrabın altın'da veya üstünde görülen uzun saplı lale sıra'ları ile karakteristiktir.

iki veya üç konturlu mihrablarıyla Kırşehir ve kazası Mucur seccadelerinde iki veya üç çeşit kırmızı renk vardır. Milas seccadeleri canlı ve parlak renkleriyle Gördes seccadelerinin şekillerini Uşak ve Bergama etkileriyle devam ettirir. Hayvan postu biçiminde mihrab şekilleriyle diğer seccadeler ayrı bir grup halinde bunları zenginleştirir.

Transilvanya kiliselerinden dünya müze ve koleksiyonlarına dağılan Anadolu seccadeleri'nin çoğu 17. yüzyıldandır. Tek ve çift mihrablı şekilleri olan bu seccadeler Uşak ve Bergama grubuna bağlanır. Bunlar dışında kalan diğer seccadeler hep yukarıda görülen tiplerin az çok değişmiş, karışık şekillerinden meydana gelmiştir.

Türk Halı Sanatı 19. yüzyıl sonuna kadar gelişmesine devam etmiş, bugün de Konya, Kayseri, Sivas, Kırşehir bölgesi ile, Batı Anadolu'nun Isparta, Fethiye, Döşemealtı, Balıkesir, Yağcıbedir, Uşak, Bergama, Kula, Gördes, Mil, Çanakkale, Ezine, Doğu Anadolu'da Kars ve Erzurum bölgesinde eski Türk halı sanatının canlandırılmasına ve geleneğin yaşatılmasına çalışılmaktadır.

Halı çok eski yüzyıllardan beri Türklerle birlikte anılan bir sanat dalı. Selçuklu Dönemi’nde Anadolu’da ne kadar değerli ve güzel halıların dokunduğunu belgelerden ve seyahatnamelerden öğreniyoruz. Aynı şekilde, Selçukluları izleyen Beylikler Dönemi’nde de halının Anadolu’nun önemli bir ihraç malı olduğu görülüyor. Osmanlılar ise, bu mirası devralarak, halı sanatını çok daha ileri noktalara taşıdı. Halı sanatının dünyadaki en zengin koleksiyonuna sahip Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nde Anadolu Selçuklu ve Osmanlı döneminden günümüze kalan halı örnekleri sergileniyor.

SELÇUKLU HALI GELENEĞİ
Halı sanatının ilk devirlerde bir göçebe sanatı olduğuna inanılır. En eski örneklerini hayvan besleyen göçebe kavimlerin yoğun biçimde yayıldıkları bölgede, yani İç Asya ve Batı Asya'da bulduğumuz düğümlü halılar bu bölgenin sert iklim koşullarına karşı sıcak bir yer yaygısı görevi görürdü. Hareket noktası ise ekonominin temel direği olan hayvanların postunun yerine konacak bir ihtiyaçtı.
Halının temel maddesi olan yünün el altında bulunması,dokuma yapılan yatay ve dikey tezgâhların kolayca kurulup sökülebilirliği, ürünün katlanıp taşınabilir oluşu ve yaşamın her safhasında bir işlev yüklenebilmesi, halı sanatının kaynağını göçebe kavimlere sıkı sıkıya bağlar. İç Asya'dan Batı'ya yönelen büyük göç dalgaları içinde Türk kavimleri en önemli rolü oynayarak halı sanatını Batı'ya taşımışlardı.

Halı sanatının Anadolu'da Selçuklular döneminde büyük bir gelişme gösterdiği ve yoğun bir ticarete konu olduğu biliniyor. 12. yüzyıldan itibaren Selçuklu ülkesinden geçen pek çok gezgin Anadolu’da olağanüstü güzellikte halıların dokunduğundan söz eder. Osmanlı halı sanatı, diğer pek çok alanda olduğu gibi Selçuklu halı geleneğini de devralır. 13. yüzyıla tarihlenen ve bulundukları yerden dolayı 'Konya Halıları' olarak adlandırılan Selçuklu halı grubu, halı tarihinde özel bir yere sahip. Altay Dağları’nda bir kurganda bulunan, MÖ 4.-5. yüzyıldan kalan ve şimdiye kadar bilinen en eski düğümlü halı örneği olan Pazırık halısı, MS 3.-4. yüzyıla tarihlenen Doğu Türkistan Lou-lan ve nihayet MS 5.-6. yüzyıla tarihlenen yine Doğu Türkistan'daki Turfan buluntularından sonraki en tanınmış grubu Selçuklu halıları oluşturur.
Bu halıların bir kısmı, bugün İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi'nde yer alıyor. Renk olarak koyu mavi ve kırmızının göze çarptığı halılarda, geometrik şekiller ve bordürlerde kûfi harfler görülüyor.

15. yüzyılda Batı Anadolu’da bulunan önemli dokuma merkezlerinde üretilen halılarda stilize hayvan motifleri, diğer sanat dallarından tanıdığımız masal yaratıkları yer alıyordu. Ancak, bunların stilizasyonu giderek artarak, neredeyse zor tanınır hale geldiler. Selçuklu halılarında bordür süslemesi olarak kullanılan kûfi harflerin, 15. yüzyılda artık karışık bir hale gelip küçüldüğünü, sonunda da yerlerini tamamen geometrik biçimlere bıraktıklarını görüyoruz.

Osmanlı halılarının çok sayıda ihraç edildikleri bilinmekle birlikte, fiyatlarının yüksek olmasından ötürü, Batı’da ancak saray ve çevresi ile yeni zenginleşmeye başlayan tüccar sınıfınca satın alındıkları biliniyor. Avrupa resim sanatında da taşıdıkları prestij değeri nedeni ile gerek portre, gerekse dini tasvirlerde her zaman bir iç dekorasyon unsuru olarak görüldüler. Osmanlı halılarının belirli tipleri, bu nedenle, onları sıkça resmeden Avrupalı ressamların adları ile anılırdı. Halı literatüründe ‘Holbein', ‘Crivelli', ‘Memling', ‘Bellini' olarak bilinen bu halılarda hakim olan genel kompozisyon, yüzeyin kare ve değişik boyutlu sekizgen gibi geometrik formlarla kaplanması veya bunların bölünerek yüzeye yerleşmesi biçimindedir.

DEV BOYUTLU UŞAK HALILARI

Osmanlı halı imalatı pek çok bölgede yoğunlaşmış olmakla birlikte en önemli merkez, dev tezgâhların bulunduğu Uşak’tı. Bergama ise diğer bir önemli merkezdi. Selçuklu Dönemi’nin ünlü sanat şehri Konya da halı üretimindeki önemini her zaman korumuştu.
Osmanlı halı sanatının klasik dönemi 16. yüzyıl ile başlar. Büyük atölyelerde, saray nakkaşlarınca oluşturulan desen repertuvarı ile dokunan seccade ve dev boyutlu bu halılar, dönemin büyük camilerini, saray ve konakların tefrişinde önemli bir yer tutar. Uşak halılarının en tanınmış tipleri, kitap ciltlerinden esinlenen ‘madalyonlu’; geometrik bir yerleşime sahip ‘yıldızlı'; kuş biçimini çağrıştıran yaprak kompozisyonunda ötürü ‘kuşlu' olarak adlandırılır. Bu tipler, boyut ve kompozisyon açısından bazı varyasyonlarla 17. yüzyılın sonuna kadar üretilmişlerdi.

SARAY HALILARI
Kahire’nin 1512’de alınışı ile, Osmanlı sanatına bir değişim gelir. Son derece yumuşak yünden dokunmuş pastel renkli, Memlûk halılarını anımsatan, o zamana kadar hakim kompozisyonları bir kenara itip bütün yüzeye dağılmış bitkisel formlara
yer veren yeni bir halı tipi ortaya çıkar. ‘Saray halıları’ adıyla anılacak bu halıların seccade boyunda olanlarında, küçük madalyonlar ve iri yapraklı kompozisyonlar göze çarpar. Saray halılarının İstanbul ve Bursa’da yapıldığı sanılıyor. Daha sonra 17. ve 18. yüzyılda Konya, Ladik, Gördes, Kula, Mucur gibi merkezlerin ortaya çıkması, Uşak’taki önemli üretimi gene de engellememiş, 19. yüzyıla kadar Batı’da yüklendikleri limandan adını alarak, ‘İzmir Halıları’ ve ‘Smyrna’ adıyla tanınan halılar dokunmuştu. 19. yüzyılın Batı zevki, Avrupa etkisiyle döşenen evler ve saraylar tabii ki, halı sanatında da bir değişim yaratmış, Türk halılarının tipik dokuma tekniği olan ‘Gördes' düğümünün yerine, daha ince ve sık dokumaya izin veren İran ‘Sine' düğümü ile dokunan ve İran halılarının kompozisyonlarını tekrarlayan halıların üretildiği Hereke veya büyük boyutlu barok desenli halıların üretildiği İstanbul Feshane gibi atölyeler kurulmuştu. Bu geç dönem halı üretimi içinde, yüksek kaliteli ipek seccadeleri ile tanınan İstanbul-Kumkapı halılarını da belirtmek gerekir. Ancak Türk halı sanatı, bu değişik merkezlerin dışında da yaygın bir biçimde var olmuş; geleneksel bir halk sanatı olarak pek çok yerde, o mahallin adıyla anılan halı üretimi devam etmiştir.


ANADOLU, İRAN ve KAFKASYA HALI ETKİLEŞİMİ
Uzm. Adem ÇELİK / Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Öğretim Elemanı


Halı, hepimizin yakından tanıdığı, evimizin köşelerini süsleyen önemli eşyalardandır. Ayaklarımızın altına serildiğinden mi? nedendir, genelde halı deyip geçeriz. Halıyı aslında' bir dünya haritasına benzetebiliriz. Dünya coğrafyasındaki gibi birçok kültürü, birçok medeniyeti, farklı renkte ve şekilde birçok topluluğu içinde barıdıran bir dünya haritasıdır.

Halı, çözgü (arış) iplikleri üstüne ayrı bir desen ipliği ile değişik şekillerde düğüm atılarak, aralarından birkaç sıra atkı (argaç) ipliği geçirilip sıkıştırılarak! üç iplik sistemiyle dokunan aynı seklikte havlı yüzü olanı, yere yaymak,eşyaların üzerini örtmek veya duvar süsü olarak kullanmak için yapılan dokumalara ''halı" denir. Halı ıstar denilen tezgahlarda dokunmaktadır.

Halı sözü "kah" dan gelmekte olup, çeyiz ve geline verilen mihir anlamındadır.
Konumuz dahilinde iki tip dokuma tekniği karşımıza çıkmaktadır.
Bunlar ; Türk-Gördes (simetrik) Düğümü ve İran-Sine (asimetrik) Düğümüdür.
Türk-Gördes Düğümü; Manisa'nın ilçesi olan Gördes, Anadolu'da bir halı merkezi olduğundan, bu düğüm şekli ismini buradan almıştır. Gördes düğümünde, renkli yün ipliğinin bir ucu bir arışın, öteki ucu ise bitişik arışın üzerine düğümlenir. Gördes düğümü ile dokunan halılar, İran düğümünden daha sağ1amdırlar. Düğüm özelliğinden dolayı daha çok geometrik, usluplanmış ve köşeli desenler için elverişlidir. Gördes düğümü, bütün Türk ve Kafkas halılarında, bazı İran ve ingiliz halılarında kullanılmıştır.
İran-Sine Düğümü; Sine, batı İran’da bir yer adıdır. Sine düğümünde, düğüm ipliğinin yalnız bir ucu bir anşın etrafına sarılır, diğer ucu ise sarılmadan bitişik arışın arkasından üste çıkarılır. Sine düğümü bütün İran, Türkistan, Hint ve Çin halılarıyla, bazı Türk halılarında kullanılmıştır. Sine tekniğinde düğüm ipliklerinin uçları birbirine daha
yakın olduğundan, bu çeşit halılar daha yumuşak ve renkleri daha parlak
olur. Gördes düğümü ile dokunmuş halılar kadar sağlam olmazlar

Halıda, anş dikine atılan iplikler, argaç ise yatay olarak atılan ipliklerdir. Anş ve argaç kelimeleri çok eski ve yaygın Türkçe sözlerden olup; yüzyıllardan beri aynı anlamda kullanılmıştır. Doğu Türkistan'da Karahanh Tigenleri'nden, Kaşgarh Mahmud'un l072-1074'de yazdığı, Türkçe- Arapça sözlükte, Çağatay Lehçesinde, Hazar Denizi'nin doğusundaki Türkmenistan'da ve Anadolu'da aynı anlamda kullanılmaktadır. Anadolu, İran ve Kafkasya üçgeninde halı etkileşimini, halı ve halıcılığın merkez iissü olarak bilinen Orta Asya'da, Altay Dağlan'nın eteklerinde bulunan Pazınk bölgesinden ele alıp, Hazar Denizi ile ikiye
bölünen, kuzeyde Katkasya, güneyde İran bölgesi ile yol alan ve nihayet bu
tarih sürecinde en güzel ve en olgun örneklerin sergilendiği Anadolu'ya gelmek istiyoruz.
Halı ve halı sanatı denildiğinde bilinen en eski örnek olarak Pazırık Halısı karşımıza çıkmaktadır. Dünya halıcılık tarihinin ve Türk halıcılığının başlangıcı olması açısından da Pazınk Halısı çok önemli bir yer teşkil etmektedir.
Rus Arkeoloğu Rudenko tarafından Altay Dağlan'nın doğu kesiminde, buzullar altında kalan 5. Kurgandan çıkanlan Pazınk Halısı "Rudenko tarafından İskitler'eıı6 maledilerek, bu halı Hun Halısı olarak yaygın bir şekilde söylenmekte olup, M.Ö.5. yüzyıla tarihlenmektedir.
Pazınk ve çevresinde yapılan kazılarda bulunan halılara tarihi bir seyir içerisinde baktığımızda, Sir Auriel Stein tarafından Doğu Türkistan'da yapılan araştırmalarda, özellikle Lau-Lon şehri ile Lop Nor'da birçok halı parçası elde edilmiştir.
Çin kaynaklarından da 7. yüzyılda Hoten şehrinde halı dokunduğunun öğreniyoruz. Orhun bölgesindeki Uygur kaanlarının 9. - 13. yüzyılda Çin İmparatorluğuna gönderdikleri yaygılarda, bu tür dokumalara rastlanılmıştır. Maveraünnehir ve çevresinde, 7. yüzyılda Buhara'da halı!ar dokunmaktaydı. Bu bilgiler ışığında anlaşılmaktadır ki, ilk örnekleri Orta Asya'da Türklerin yaşadığı bölgelerde ortaya çıkan halı, gelişimini Türklerle sürdürmüştür.
Göçebe Türk topluluklarının yaşayışları büyük ölçüde koyun yetiştiriciliğine dayandığından; mevsimlere göre, verimli otlaklar olan yerlere göç ederek yaşamışlardır.Yaşam biçimlerine bağlı olarak da, tuz torbasından kara çadıra, at koşumundan halıya kadar bir konut için gerekli olan birçok ihtiyaçlarını, hafif ve rahat taşınabilen yünden yapılmış eşyalarla karşılamışlardır. Bu gelenekleri, göçebe hayattan, yan - göçebe ve yerleşik hayata geçişte de sürdürülmüştür.
Önceleri çadırlarda kullanılan halı ve kilimler giderek konaklarda,saraylarda ihtiyaç ve süs eşyası olarak asırlar boyunca8 Türk evinin temel eşyaları arasında kullanılmıştır. Bu da Pazınk "kurganlarından çıkan eşyaların ve Pazınk halısının Türklere ait olduğunu göstermektedir
Aynca, Pazınk halısının en önemli özelliği olarak, Türk düğümü (Gördes Düğümü) ile dokunmuş olması, tamamının eğerilmiş ince yün ipten olması, bordürlerinin birinde ve (6x4=24) orta bölmeli zemininde Türkler tarafından yüzyıllarca kullanılagelen Hun Gülü (Türkmen Gülü) motifinin olması, bordürlerindeki grifon şekli, atlı süvari ve sığın geyiği gibi Avrasya hayvan üslubundaki şekiııerin olması, Pazınk halısının bugün için ilk düğümlü Türk halısı olduğunu kesin ve net olarak göstermektedir. Pazınk halısının bulunduğu bölgeye yakın, biraz daha erken tarihli Başadar kurganında İran düğüm tekniği ile dokunmuş küçük bir halı parçası bulunmuştur. Bundan başka Antik Babil şehrinin 80 km. batısında
At-tar mağaralarında bulunan halı parçalarında da Türk düğümü ve İran düğümü ile dokunmuş halı parçalarının olduğu tespit edilmiştir. Bu durumda karşımıza konumuz dahilinde olan, daha çok şimdiki İran bölgesinde dokunan halılarda karşımıza çıkan İran düğüm tekniği ile Türk düğüm tekniği ortaya çıkmaktadır. Böyle olunca, aklımıza hemen şu soru gelmektedir. İran düğümü ile dokunmuş bu halı parçalarının burada ne işi vardı? Acaba bulunduğu yerlerde mi dokunmuştu?
Yoksa, bir yerlerden mi gelmişti?
İran soyundan gelen Persler'in tarihteki varlıkları, Medler'in bağımlısı olarak ilk kez M.Ö.700'lü yılların sonlarına doğru Elam dilini ve çivi yazısını almalarıyla belgelenmektedir. Belgelenir ama, siyasi alanda ve sanatta henüz bir etkinlikleri yoktur. Uzun yıllar da olmayacaktır! (Medler'in M.Ö.640 dolaylarında ortadan kaldırdıkları Elam'ın başkenti Sus yakınlarına) Persler daha güneydeki dağlık bölgeden ancak M.Ö. 576 yılında gelip yerleşmişlerdir. Pers İmparatorluğu'nun
çekirdeği olacak, Medler'in egemenliğine son veren ilk krallığı M.Ö. 550 yılında kurmuştur. Demek ki, bütün bu olaylar henüz daha yer alırken, Türk soyundan olan İskitler buralara çoktan gelmiş, görmüş ve alacaklarını alarak gitmişlerdir

 

 

 

 O dönemlerdeki İskitler'e, Medler'e ve Persler'e ilişkin ilk bilgileri Heredot'tan öğrenmekteyiz. Heredot, anlattığı toplumlarda gelenek, görenek, ahlak ve alışkanlıkları belirlenmiş, kendi çağının kuşaklar öncesinden beri uygulanagelen kuralları, yapılan boyalardan, giyim kuşamdan, yiyecek içecekler ile kımızdan hatta uyuşturucu almaktan söz eden Heredot, eğer burada halı da olsaydı, herhalde mutlaka. ondan da söz ederdi. Ama bu konuya ilişkin hiçbir şeyden söz etmiyor.)) Halbuki, Pazırık halısı gerek
malzeme, gerek teknik, gerekse kompozisyon özellikleri olarak halıcılıkta ulaşılmış üst seviyeyi o dönemlerde yakalamışta. Bu da oralarda çok önceden beri dokunduğunun bir ispatıdır.
O zaman, Pazınk kurganı, B~adar kurgan ve At-tar mağaralarında bulunan İran düğümü ile dokunmuş halıların, İranlılar'a ya da Persler'e ait olmadığı rahatlıkla söylenebilir.
Bu dönemlerde Orta Asya'dan göç eden İskitler'in bir bölümünün Azerbaycan, Kafkasya, Kuzey Karadeniz ve Kırım'da yerleştikleri bilinmekte. Bir kısmı da, İran'da Luristan'a yerleşmiş, kan bağı kurmuş ve burada zaman zaman Türk soyundan boylar egemen duruma geçmişlerdir.
M.Ö. 5. ve 4. yüzyıllara ait olan Pazınk halısındaki ve diğer buluntularda teknik ve motif özelliklerini destekleyen malzemeler, o günden bu yana günümüze kadar taşınan eserlerin Asya Hunlarından, Gök Türklerden, İskitlerden (Batı Hunlar'ından), Peçeneklerden, Orta Asya Türkler'ine  kadar bütün soy ve boyların aynı kültürü paylaştıkları, aynı gelenek ve göreneklerin insanları olduklarını göstermektedir.
Türk soyundan boylar, iki bin yıl sonra İran ve Anadolu'daki yerli halkları da yöneten Selçuklular gibi, yönetici egemen öğeyi oluşturmuştur.
"Son yüzyıllarda Orta Asya halıcılığını başlıca; Çavdur (Çavundur= Çavuldur) Göklen, Satur, Er Sarı, Yomut ve Teke kollarına ayrılmış olan Hazar Ötesi Türkmenler'inin dokudukları halılar temsil etmektedirler.
İran'a gelince; bu ülkede Qaşgay (Qaşğai), Şah Seven, .Mşar
(Avşar) ve diğer Türk toplulukları ile yerleşik Türk halkının halı, kilim, terki heğbesi ve yine halıdan diğer malzemeler meydana getirdikleri bilinmektedir.,,II. yüzyıldan itibaren Horasan'dan inerek İran'a hakim olan Selçuklular, düğümlü halı tekniğini bütün yakın doğuya tanıtmışlardı.
Ancak Büyük Selçuklular'ın hakim oldukları devreye, i 1. ve 12. yüzyıllara

tarihlendi.rilebilen halılar günümüze kadar gelmemiştir. Fakat 14. ve 15. yüzyıl İran minyatürlerinde görülen halı tasvirlerinin, bu devirde olması gereken oıjinal halılann örnekleri olduğuna şüphe yoktur. Bu halı tasvirlerinde görülen geometrik şekiller ve bilhassa kufi yazılı bordürler, 13. yüzyıl Anadolu Selçuklular'mm başşehri Konya'da bulunmuş orjina1 halılann özellikleri olarak devam ettirilmiştir. Bu hususlar İranıda Selçuklular zamanında yerleşmiş ve geliştirilmiş bir; düğümlü halı ananesinin  mevcut olduğunu açıklar.
İran'da Fars EyaIeti'nde, Şiraz'da, Tebriz'de, Herat'ta, Kazvin’de 16. yüzyıla kadar çeşitli okullarda eskiden beri mİnyatür yapılmaktaydı. 16 Rumiler, kıvnk dallar, "S" motifli bitkisel motifler kullanılması, ayrıca; İran'da mimari yapılarda kullanılan alçı işi (stuko) süslemelerde kullanılan . . rumiler, içiçe geÇmiş kıvrık dallar, palmet ve lotuslar zemin üzerinde boş yer bırakmamak kaydıyla bir geçiş annanisi sergilenmektedir. . '
Bu tarzda farklı alanlarda kullanılan süslemeler (mimari,
minyatür, maden işleri, ahşap işleri, kitap kapakları) gibi İran düğüm
tekniğine daha elverişli olduğundan, daha fazla kullanım alaiıı bulmuş
ve zamanla bu isimle anılmaya başlamıştır.
Şöyle ki, 16. yüzyılda Safevil~rle, İran halılan kendine has bir şekiı
anlayışına sahip oluncaya kadar, Türk halılan kendine özgü has, sağlam
tekstil karekterli asli şekillerini muhafaza etmişlerdir.
Anadolu'ya gelince; Türk halıcı1ığına dair en eski bilgi coğrafya
alimi Mağripli İbn-i Sa'id tarafından verilmiştir. 1274 yılında vefat eden
müellif, Kitab'ul Bastu'l-arz Fi'ttül ve'l-arz adlı. eserinde şu haberleri
veriyor: "Bu bölgenin batısında Türkmen' dağları ve Türkmen ülkesi
bulunur. Türkmenler Türk soyundan büyük bir kavim olup,
Selçuklular devrinde Rum ülkesini fethetmişlerdir. Tür.kmen balılarını
(EI-busut Turkmeniyye) dokuyan bu Türkmenlerdir" 18 der.
Selçuklular tarafından yapılmış olan "Türk İslam Eserleri
Müzesi'nin en değerli koleksiyonunu oluşturan "Konya Halılan" dünyanın
en değerli halılandır. Literatürde çok önemli bir yer tutan bu halılar, doğu
halılannın tarihselolarak incelenmesinde büyük rol oynarlar.
Kurt Ercimann (I 960), "Anadolu Selçuklu Devleti'ndeki düğüm
tekniğinin, 13.YÜZYılda büyük ve uzun bir geleneğe dayandığını, bu düğüm
tekniğini Anadolu'ya kendi memleketlerinden getinnişlerdir,,19demektedir.
13. yüzyılda yaşamış olan ~arco Pole20, 1332-1333 yıllarında
Anadolu'da bulunan meşhur seyyah Ibn-i Batuta ve Mağripli Ibn-i Said
gibi aydın kişiler, o devrin Konya, Aksaray, Kayseri ve Sivas halılanna
olan hayranlıklarmı dile getinnişlerdir.
Bunların yanısıra, bu tarihlerde Maraş - Elbistan, Yozgat, Karaman
gibi halı merkezleri olduğu gibi Anadolu'nun birçok yerine yayılan
Türkmenler halı dokumaktaydılar.n Eşi ve benzeri bir başka yerde
dokunmayan bu halılar, SOOye,Mısır, irak, Hint, Çin gibi ülkelere satıldığı
gibi, bu dönemleri takip eden yıllarda Avrupa'nın birçok yerine Türk
hahlan yayılmıştı (Zehra ÖZgün).
Türk halı sanatı, 13. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar düzenli ve sürekli
bir gelişme göstenniştir. Her gelişme yeni halı tipleri ortaya çıkararak,
konuyu zenginleştinniştir. Fakat bütün halı tipleri yüzyıllar boyunca birbiri
içinden gelişmiş ve Türk halı sanatına has olan tekstil kurallarına ve
kompozisyonlarının sağlamlığında beliren sonsuzluk fikrine sadık kalmıştır.
Bu yüzden de gelişmesi devamlı olmuştur.~
Tarihsel gelişim süreci içinde halıcılığımızı etkileyen unsurların en
önemlilerinden biri de; Osmanlı sanat anlayışı ve saray ekoıüdür. Doğu ve
Batı ayınmı yapmadan kendi anlayışı doğrultusunda birçok şeyi özümseyen
Osmanlı, i 5 i 4 yılında Tebriz'in ve i 5 i 7'de Kahire'nin Osmanlılar tarafindan
alınması Türk halı sanatında yeni bir teknik ve desen anlayışını sağlarnıştır.16
Yavuz Sultan Selim'in Çaldıran Seferi sonrasında İstanbul'a getirilen ve
sarayda Cemaat-I Kal'i Çebafan-ı Acem adıyla teşkilatlandınlmış
sanatkarların çalışmalan sonucu birden ortaya çıkan, İran düğüm tekniğinde
Osmanlı Saray Halılan ortaya çıkmıştır.
Osmanlı Saray Halılan, Türk sanatında birbirine bağlanan balı tipleri
dışında kalan tek grup olmalanyla dikkati çekerler. Bunların dışında;
"Madalyonlu ve Yıldızlı Uşak Hahları kompozisyon olarak Osmanlı
Saray Hahları'nm hazırlayıcısı gibi görünse de, bir gelişme sonucunda
ortaya çıkmamıştır. Bu özelliği ile Türk halı sanatıoda birbiri ile
bağlantı içerisinde olan halı tipleri dışıoda kalan tek örnektir" diye
birçok kaynakta gösterilmesine rağmen, kökeni olmayan birşey
düşünülemeyeceğinden! Madalyonlu ve Yıldızlı Uşak Halılan'nı İran
Halılan'na bağlamak kanaatimce uygun olur. Madalyonlu ve Yıldızlı Uşak
Halılan (16- i 7 yüzyıl) Osmanh Saray Halılan'ndan sonra tarihlenmektedir.
Bu da fikrimizi doğrulamaktadır .
16. yüzyıl İran balı sanatından ilham alınmış sivri kıvnk hançer
yapraktan, palmet şekilleri ve madalyonlar tipik bir Türk üslubunda
naturalist lale, sümbül, karanfil çiçekleri ile birleştirilerek yeni bir desen
dünyası ortaya konmuştur. İran balılarının zemin dolgusu olarak görülen
kıvnk dal sistemi, Osmanlı Saray Halılan'nın zemininde daha gevşek halde
esas örnek olarak kullanılmıştır. Çiçeklerin bu kadar naturnlist hatlarla
çiı;ilişine ancak Türk sanatında rastlanmaktadır. Bunlann örnekleri Osmanlı
Sarayı'nda kumaş ve çini desenlerini çizen nakkaşlar tarafindan
hazırlanıyordu.
Osmanlı Saıay Halılan'nın bir özeJ1iği de, İran bahlanna bas
madalyon düzeninin tamamen Türk balılarına hasbir şekilde uygulanışıdır.
İran halılarında esas motif olan madalyon, Osmanlı Saray Halılan'nda ikinci
derecede bir motif olmuştur. Sanki madalyonlar sonradan yırtrna yapıştırma
şeklinde konmuştur. Esas örnek zeminin süslenmesidir
Tarihi süreç içerisinde halıyı ve etkileşimini inceledikten sonra,
desen ve motif özelliklerini karşılaştırarak görmekte fayda olacaktır.
Gerek Anadolu, gerek İran, gerekse Kafkasya bölgesinin birbirine
yakın komşu ülkeler olması, bu bölgelerde dokunan halı etkileşimini
artırmıştır. Herhangi bir bölgede karşımıza çıkan bir motif, bir desen, bir halı
tipibir başka bölgede rahatlıkla karşımıza çıkabilmektedir. Aynı desen ve
motiflerin kullanıldığı değişik bölgelerde farklı şekillerde isimlendirilerek
karşımıza çıkmaktadır.
Halıcılık tarihinin bilinen en eski halısı olan Pazınk Halısın'da
kullanılan Hun Gülü -Türkmen Gülü- motifi çeşitli zamanlarda Buhara
Gülü, Neben Gülü, Salur Gülü isminde çeşitli formlar almış, Selçuklu ve
Türkmenlerde "sekizgen" gül motifine dönüşmüştür. Günümüzde çapraz
çiçek motifi adıyla anılan bu motif Anadolu'da çok yaygın bir şekilde
kullanılmaktadır.
Bu motifler Pazınk halısında olduğu gibi, halıyı eşit kare bölmelere
ayırarak halının zeminini oluşturmuştur. Bu özellik tarih boyunca Türk
topluluklannın halılarda ana düzeninin çıkış noktası olmuştur.2S
Türkmen Gülü motifi sekizgen yıldız şeklindeki formu ile gelişmeler
göstererek sekizgen yıldız lı motifi oluşturmuştur. Sekizgen motifli
yıldızlann birkaç tanesi bir araya. gelerek madalyonlar oluşturmuştur.
Dağıstan bölgesine ait bir halının Türkmen Gülü'nden gelişen
sekizgen yıldız motifınin madalyonlu göbek olarak kullanılışı görülmektedir.
Geometrik formda sekizgen yıldız motifli madalyonlann gittikçe stilize formlara sahip olmaya başladığı görülmektedir.
Bu tip örnekler, Azerbaycan (Bakü), Dağıstan, Şirvan gibi
bölgelerde çokça kullanıldığı gibi,. Anadolu'nun birçok yerinde (Konya,
Kars, Çankkale gibi) de kullanılagelmiştir.
Kafkasya bölgesinde "Lesghi Yıldızı" olarak bilinen ve Şirvan
halılannda yaygın şekilde görülen, Doğu Anadolu halılannda da yer alan
yıldız madalyonlannın., Marmara bölgesinde dolaşan yörük halılannda da
kullanıldığı görülmektedir..
Bütün Türkmen boylan, halı desenlerinde temel motif olarak,
madalyonlan tercih ederler (Lettenmair 1962). Türkmen halılan ile
Anadolu'da dokunan halılar karşılaştınldığında, birini diğerinden ayırmak
çok zordur.
Geometrik madalyonlu halılann zeminlerinde, madalyonlar arasında
en çok; insan ve hayvan figürleri -özellikle kuş figürleri-, stilize çiçekler,
yaprak şekilleri, geometrik şekiller, rozetler, hayat ağacı, tabanca,
çaydanıık, sürahi, yarım ay şekilleri, sekiz köşeli yıldızlar, etrafı
çengellerle çevrili kartuşlar, baklava motifleri , taraklı dörtgenler,
ejder, akrep, çiyan, koçboynuzu ve elibelinde motifleri görülmektedir.
Madalyonlann zeminlerinde en çok görülen motifler ise; akrep,
sekiz köşeli yıldızlar, koçboynuzu, koçlu yamş, saplı topuzlar, kamalı
haçlar (sivastikalar), deveboynu kamalı haçlar, Türkmen aynaları,
Türk Moğol arması, Türkmen imi, yörük damgası, baklava motifleri,
çengellerle süslü kartuşlar, kartal motifleri ve geometrik şekiller yer
almaktadır.
Sayılan i -4 arasında değişen bordürlerde "S" motifleri, kamalı
haçlar, tarak motifleri, zigzaglı şeritler, stilize çiçekler, geometrik şekiller, iki taraflı "T" motifleri ile süslenmiş dalgah şeritler, elibelinde
kız motifleri, ejder pençesi, uçan kuşlar, koşan köpekler, akrep
motifleri, karşılıklı üçgen dizileri, zigzagh kartiışlar,parçalı motifler ve
koçboynuzları görülmektedir.
Ayrıca iki tarafı kırmızı beyaz Kafkas işi, ince şeritlerle bağlantılı,
stilize çiçeklerle süslü bordür deseni ile çeşitli renkte diagonal yerleştirilen
Ianset cinsinden testere dişli yapraklarla, kadeh motiflerinin alternatif olarak
yerleştirilmesinden oluşan bordür deseni Anadolu'da yaygındır.
Lanset yapraklı bordür deseni; (Bu motife Anadolu'da; testere dişli
yaprak motifi, çınar yaprağı motifi de denmektedir.) Şirvan, Lehistan,
Kazak, Milas, Balıkesir, Çanakale - Ezine, Kars ve Kafkas halılarında
bolca görülmektedir. Bu desen köken olarak Kafkas bölgesine ait olmasına
rağmen Anadolu'da bolca kullanılmıştır. Bu motif, Avşar Türkleri
tarafından İran'a taşınarak, bu. bölgede de kullanılması sağlanmıştır
Ayrıca, İran halılarının etkisi Kafkas bölgesinde görülmektedir.
Kafkas Türkleri’nin etkisi, Batı Anadolu'dan daha çok Doğu Anadolu
halılarında görülmektedir. Özellikle, Doğu Anadolu halıları, madalyonlara
ve bu halılara özgü (küçük kareli) zemin süslemesi Çanakkale bölgesinde
görülmektedir.
İnsanın yaradılışında var olan etkileşim olayı birçok alanlarda olduğu gibi, halı üzerinde de olmuştur. Bu toplumsal gücün kimse tarafından engellenemeyeceği herkes tarafından aşinadır.
Orta Asya'dan göç ederek çeşitli bölgelere yayılan ve oraları yurt edinen insanımız, dedelerinin bıraktığı mirasa en az onlar kadar sahip çıkmışlardır. En zengin örnekleri sergileyen Anadolu kadını; bir tezhip ustası (müzehhib) gibi, bir hattat gibi ders hocası olan ıstar tezgahının önünde o terbiye ile diz kırıp meşk etmiş, üstün beceri ve maharetini sergilemiş, sonsuz duygu dağarcığını asaleti ve aldığı edep ile bordürlerde sınırlamayı
bilmiştir. O paha biçilmez inci dizisi tabloları evlerimizde sergilemişlerdir.
 













 

YAZARDAN  
  Hiçbir oyunumda tarihten yola çıkmadım ben. Günümüzden yola çıktım. Günümüz olaylarıyla, kişileriyle, sorunlarıyla bir çağrışım uyandırdığı anda tarihe yöneldim. (…) Benim zaman içindeki çevrem, Kanuni Sultan Süleymanlara, simavnalı Şeyh Bedrettinlere, Gılgameşlere dek uzanıyordu. Ama insan aynı insandı. Onların kaygıları, düşünceleri, sorunları, yazgıları… Çok yanlış olarak tarihsel konulu oyunlar tarihle karıştırılır. Oysa tarih şaşmaz biçimde nesnel, oyun şaşmaz biçimde özneldir. Bir oyun yazarıyla, bir tarihçinin olaylara bakış açıları başkadır, yöntemleri başkadır. Amaçları başkadır. Başka başka bireşimlere gitmeleri doğaldır, olağandır, hatta kaçınılmazdır. …sanatçı bir şeyleri çözümlemek için yazmaz. (…) Sanatçı sergiler, düşündürür, yorumlamayı da seyir işine ya da okuyucusuna bırakır. Doğru çözüm sonradan doğru yorumlayanlardan gelir. * *: Orhan Asena’nın söyleşi ve yazılarından alıntılanmıştır. Kaynak: Nutku, Hülya-CUMHURİYETİN 75. YILINDA BİR YAZAR: ORHAN ASENA-T.C Kültür Bakanlığı Yay. Haz: Andaç, Feridun-AYDINLANMANIN IŞIĞINDA SANAT İNSANLARIMIZ IV- Papirüs Yay.







 
Reklam  
   
ZİYARETÇİ DEFTERİ  
 
 
İSTANBUL EFENDİSİ  
 




 
TARLA KUŞUYDU JULIET  
 



 
Bugün 2 ziyaretçi (27 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=