.
İÇERİK  
  ANA SAYFA
  İLETİŞİM
  KAYNAK KULLANIMI HAKKINDA
  SULTAN IV. MUSTAFA
  PADİŞAHLARIN EŞLERİ
  OSMANLI HANEDANI SOY AĞACI
  YENİÇERİ VE KAPIKULU SÜVARİLERİNİN İSYANLARINA İLİŞKİN BİR ANALİZ
  II.MAHMUD DÖNEMİ'NDE GİYİM KUŞAM
  II. MAHMUD
  OSMANLI KRONOLOJİSİ
  III. SELİM DEVRİNDE MUSÎKİ HAYATINDAN KESİTLER
  ALEKSANDER GREGOREVİÇ KRASNOKUTSK’UN GÜNLÜĞÜNDEN ALEMDAR MUSTAFA PAŞA VAKASI
  KABAKÇI MUSTAFA AYAKLANMASI
  KİMİ UNVANLAR, TABİRLER
  OSMANLI'DA MÜZİK
  DEVLET TEŞKİLATI
  ISLAHATLAR
  SENED-İ İTTİFAK
  OSMANLI ARMASI
  İLBER ORTAYLI'DAN MAHMUD, SELİM, SADRAZAMLAR PADİŞAHLAR...
  ORDU
  II.MAHMUD'UN MÜZİSYENLİĞİ
  OSMANLI DEVLET TÖRENLERİNİN TOPKAPI SARAYI’NDAN DOLMABAHÇE SARAYI’NA İNTİKALİ
  AYAN
  BAB-I ALİ YANGINI VE ALEMDAR VAK'ASI
  SIR KÂTİPLİĞİ VE RUZNÂME
  III. SELİM'İN SEHİD EDİLMESİ
  27 MAYIS DARBESİ VE TALAT AYDEMİR
  31 MART VAKASI
  TÜRK DARBELER TARİHİ
  KADIN HAYATINDAN AYRINTILAR
  ALEMDAR MUSTAFA PAŞA'NIN SADRAZAMLIĞI
  PAŞALIK MÜESSESESİ (avi)
  OSMANLI ORDUSU (video)
  HAREM (AVİ)
  OSMANLI PADİŞAHLARI (avi)
  BATILILAŞMA (avi)
  OSMANLI AİLESİ (avi)
  HUKUKSAL AÇIDAN SENED-İ İTTİFAK
  SENED-İ İTTİFAK YORUMU
  KİMİ MERASİMLER
  III. SELİM DÖNEMİ YENİLEŞME ÇABALARI
  HALININ TARİHİ
  19.yy'DAN BAŞLIKLAR
  SIRP İSYANI VE OSMANLI-RUS SAVAŞI
  III. SELİM DEVRİNDE NİZAM-I CEDİDİN ANADOLU'DA KARŞILAŞTIĞI ZORLUKLAR
  SENED-İ İTTİFAK'IN TAM METNİ
  SENED-İ İTTIFAK lLE MAGNA CARTA'NlN KARŞILAŞTIRILMASI
  FRANSIZ İNKILABI’NIN TÜRK MODERNLEŞME SÜRECİNE ETKİLERİ
  YENİÇERİ OCAĞININ KALDIRILIŞININ TAŞRADAKİ YANSIMASI
  TÜRK MODERNLEŞMESİNİN AMBİVALANT DOĞASI
  TÜRKİYE'DE BATILILAŞMA DEĞERLERİNİN ARAÇLAŞMASI
  OSMANLI YÖNETİCİLERİNDE ZİHNİYET DEĞİŞİMİ VE BATILILAŞMANIN BAŞLANGICI
  SARAY MÜZİĞİNDE YAYLI ÇALGILAR
  XIX.YY'DA İSTANBUL' DA SANAT VE MUSİKİ
  TOHUM VE TOPRAK YILLARINDA TÜRKİYE
  EDEBİYAT-TARİH-TİYATRO İLİŞKİSİ
  19.YY İLK YARISINDA KADIN GİYSİLERİ
  KEMAL TAHİR VE BATILILAŞMA
  TÜRKLERDE ÇERAĞ MUM VE ATEŞ
  ELEŞTİRİLER



  




																							
KİMİ UNVANLAR, TABİRLER

ACEMİ OĞLANI

 

Osmanlı Devleti zamanında, esirlerden yahut devşirme ile Hıristiyanlardan toplanan çocuklar, meslek itibariyle Türk-İslam unsuruna ve milletine yabancı oldukları için, acemi tabiri kullanılmıştır. Bu acemi neferler, asker ocağına yeni gelmiş, askeri talim ve terbiyeyi henüz öğrenmeye başlamış olanlardır.
Acemi oğlanları, kırk evden bir hesabıyla devşirilirdi. Alınan oğlanların yaşları, 10-20 arasında olurdu. Zeki ve kibar olanları saraya iç oğlanı olarak, kuvvetli olanları da bostancı ocağına alınırlardı. Acemi oğlanı alınan bölgenin halkı, bazı vergilerden muaf tutulurdu.

Savaşlarda esir alınan veya devşirme usulüyle reayadan toplanan bu çocuklar, önce Türkçe ile İslami esaslar öğretilmek üzere 4-5 yıl Anadolu ve Rumeli’deki Türk çiftçi ailelerine verilirlerdi. Çiftçilik yapmayanlar, acemi oğlanı olamazlardı. Çifti çubuğu olan köylüye verilen acemi oğlanlarının yoklamalarını yapmak için, ikisi Rumeli’de ikisi Anadolu’da olmak üzere dört kişi görevlendirilirdi. Bunlara “Kethüda” denilirdi. Kethüdalar, memur oldukları yerlere giderler; oradaki oğlanların, verilen yerde çalışıp çalışmadıklarını kontrol eder ve yıllık vergilerini de bunları hizmetinde kullanan köylüden alırlardı.

Acemi oğlanlar, bulundukları çiftçinin yanındaki hizmetleri bitirdikten sonra İstanbul’a getirilirlerdi. Mensup oldukları yerlere göre Rumeli veya Anadolu Ağası’nın tezkeresi ile bunlara birer akçe ulufe tayin edilip, yeniçeri yazılırlardı. Ulufeye yazılanlar, Yeniçeri ocağının malı olurdu.

Acemi oğlanları, padişah ve vezirlerin saray hizmetinde, ağa ve yeniçeri katipliklerinde, gemi ve oda hizmetlerinde, inşaat ve nakliye hizmetlerinde de çalıştırılırlardı.

ADLİ

: "Adil". II. Bayezid, III. Mehmed ve II. Mahmud'a verilmiştir.

 

AĞA

: "Komutan". Ordudaki kıdemli görevlilere, Yeniçeri ağası ve Kızlar ağası gibi saray korumalarına verilmiştir. Moğolca büyük erkek kardeş manasındaki “aka” kelimesinden Türkçeleşmiştir. Bu manâsından başka, bazı lehçelerde baba, dede, amca, dayı, abla gibi yaşça büyük akrabalar için kullanılmaktadır. Ağa kelimesi, unvan olarak kağanlar devrinden itibaren kullanılmıştır. Moğol prenslerine de aka unvanı verilmekle beraber, bu unvan daha çok tanınan bir soydan olmayan, fakat hizmetleri sayesinde önemli mevkilere yükselen devlet adamlarına verilmiştir. Timurlular devrinde ise, bu unvanın sadece kadınlara verildiği kaynaklardan anlaşılmaktadır.

Akkoyunlu Devleti'nde, bey zümresine mensup olmayan vazifeliler, "Ağa" unvanını kullanmışlardır. Aynı şekilde Türk ve Moğol devlet teşkilatına bağlı kalan Safevi Devleti'nde de oymak ileri gelenleri, avcıbaşılar, darugalar, elçiler, saray hadımları, bu unvanla anılmışlardır. Kaçarlar devrinde ise, mülki memurlar için ağa unvanı kullanılmıştır.

Osmanlılarda devlet teşkilatının genişleme ve gelişmesinden sonra ağa kelimesi, askeri teşkilatta çok kullanılan bir unvan haline geldi. Eyalet ve sancakların valileri olan paşa ve beylerden sonra merkez askeri teşkilatının bütün emirleri, saray kuruluşlarının başında bulunanlar ve ihtisab ağası gibi bir kısım yöneticilerin, bu unvanı taşıdıkları görülmektedir. Ağa unvanı taşıyanların, çok defa vazifeleri veya şekilleri ile tarif edilmeleri de, bu unvanın yaygın bir şekilde kullanılmasından ileri gelmiştir. Osmanlı Devleti'nde ağa unvanının kullanıldığı yerlerden bazıları şunlardır: Yeniçeri ağası, harem ağası, hazine ağası, kızlar ağası, silahtar ağa, rikabdar ağa, kol ağası, çuhadar ağası, iç ağası, tatar ağası.

On dokuzuncu asırda Yeniçeri ocağının kaldırılmasıyla başlayan yeniliklerden sonra, ağa unvanı, yerini bazı unvanlar hariç, efendi ve bey unvanlarına bırakmıştır. 1934’ten sonra, imtiyaz anlatan diğer kelimelerle birlikte ağa unvanı da kaldırılmıştır.

 

AHRETLİK

: "Manevi evlat". Dürrüşehvar'a verilmiştir.

 

AKAĞA

: Sarayın haremindeki zenci olmayan hadım harem ağası.(Darüssaade ağası)

AK BAŞLI

: "Ak başlıklı". Aktimur'a verilmiştir.

 

ALP

: "Kahraman asker". Daha çok ilk dönemde kullanılmakla beraber kabilevi yapılanma sona erdiği dönemde de kullanılmaya devam edilmiştir.

 

ARPA EMİNİ

: Saraydaki padişah ahırının en üst düzeydeki yöneticisi.Ahır masraflarını ken disine emanet edilen paradan yapan kişi.

ARZ ODASI

: Padişahların devlet büyüklerini ve yabancı elçileri kabul edip dinledikleri oda.

AVCI

: IV. Mehmed'e verilmiştir. Hayatındaki en önde gelen uğraşısı idi. Edirne civarında kendisini bu iptilaya kaptırmıştı.

 

ÂYAN

: Devletle halkı alakadar eden işlerle mükellef olmak üzere yerel bölge halkı tarafından seçilen temsilci demektir. Bunların seçim sonucu atanmaları önceleri valiler ve sonrada sadrazamlar tarafından onaylanarak resmiyet kazanmaktayken, devletin zora düşmesi neticesinde bozulmuş ve temsilcilik durumundan çıkarak derebeyi haline dönüşmüş ve âdeta bağımsız hale gelmişlerdi. Anadolu ve Rumeli eskiden olduğu gibi tekrar bu derebeylerin idaresine girmiştir. Mesela Arnavutluk’un Toksa bölgesinde Yanya valisi Tepe Delenli Ali Paşa, Kegalık bölgesinde İşkodra valisi Kara Mahmut Paşa gibi âyânlar söz sahibi olmuşlardı. Halep karışıklıklar içerisindeydi. Bağdat’ta Kölemenler bağımsızlık hevesine düşmüştü. Vehhabîler Mekke ve Medine’yi ele geçirmişler, Pâdişahın ismi hutbelerden çıkarılmıştı.

Mısır’da Mehmet Ali Paşa Kölemenlere karşı mücadeleyi sürdürmekteydi. Garp Ocakları, bölgenin idarecileri olan dayıların zulmü altındaydı ve Anadolu’da da yer yer hanedanlıklar kurulmuştu. Bunların bir kısmı; Aydın’da Kara Osmanoğulları, Bozok’ta Cebbaroğulları idi. Kısacası memleketin ahvali, hem dışta hem de içte vahim bir durumdaydı

 

BAŞÇIBAŞI

Saraya ait inşaat işlerinde çalışan işçi başlarının (Başçı) başı olan kişi.

Baş Çuhadar

; Sarayda padişahın kaftan ve kürklerine bakan büyük memur. / Sadrazam ve vezirlerin ve diğer üst düzey görevlilerin yanında çalışan ve evrak iletme,mektup taşıma işi yapan görevlilerede çuhadar denirdi.

Beylerbeyi

; Genel vali,Sancak beylerinin başı.Osmanlı imparatorluğunun Asya kıtasındaki sancak beylerinin başına "Anadolu Beylerbeyi",Avrupa kıtasındaki sancak beylerinin genel valisinide "Rumeli Beylerbeyi" denirdi.

Bimarhane

; Akıl hastanesi.(Tımarhane)

Bina Emini

; Osmanlılarda büyük ve resmi binalar yapılırken,inşaat masraflarını tutan,malzemeyi satın alan ve ustalarla işçilerin ücretlerini ödeyen,biri katip diğeride Ruznameci (Muhasebeci) olmak üzere iki yardımcısı bulunan görevli.

Bostancıbaşı

; Padişahın mülkü olan bostanların ekilip,biçilme işini yürüten bostan işçilerinin başı. / Sarayın muhafazasına ve şehrin güvenliğine bakan askeri teşkilatın başı.

Babıâli

; ( Yüksek kapı anlamında) Osmanlılarda Sadaret (Başbakanlık),Dahiliye ve Hariciye (İçişleri ve Dışişleri Bakanlığı) ve Şurayı Devlet (Danıştay) dairelerinin bulunduğu bina.

Babüssaade Ağası

; (Kapuağası/Sarayağası) Saraydaki hadım Darüssaade ağaları ile Akağaların ve Enderun memuriyetlerinin genel amiri.
Baltacı

; Sarayda harem muhafızlarına verilen ad. / Seferler sırasında askeri birliklerin önünde giden ve yolların kapanmasına neden olan ağaçları kesen eli baltalı olan,uzun sakal bırakıp meşin önlük giyen özel seçilmiş iri yapılı askerler.
BAHİR

: "Denizci"

BAHTİ

: "Talihli". I. Ahmed'e verilmiş ve onun tarafından şiirlerinde maslah olarak kullanılmıştır.

BEDROS

: "Kurnaz". Genel bir Ermeni adıdır ve güya II. Abdülhamid'in yüz hatları itibariyle Ermeniler'e benzediğini ima için ona verilmiştir. Wittlin'in anlattığı bir hikayeye göre, Abdülhamid'in babası I. Abdülmecid değil, Abdülhamid'in annesiyle gizli aşk hayatı yaşamayı başaran bir Ermeni'dir. Abdülhamid'in annesi Trimüjgan'ın muhtemelen Ermeni olması daha kolay anlaşılır bir açıklamadır.

BEY

: "Efendi", "Şehzade". Zamanla bu ünvan değerini kaybetti ve daha ziyade İngilizce'deki esquire gibi nezaket ünvanı haline geldi.

BEYCEĞİZ

: "Küçük Şehzade"

BEYLERBEYİ

: "Bölge Valisi". Büyük eyaletlerin idarecisine verilmiştir.

BEYZADE

: "Şehzade oğlu". Padişahların kızlarının oğullarına verilen ünvandır. İlk dönemlerdeki "Sultanzade" ünvanının yerini almıştır.

BIYIKLI

: "Sakallı"

BOŞNAK

: "Bosnalı"

Cariye

; Düşman ülkelerine yapılan akınlarda ele geçirilerek veya yabancı ülkelerden kaçırılarak,mal gibi para ile alınıp satılan kız,kadın,kadın köle. ( Halayık,odalık,yataklık)

Çelebi

; Efendi,kibar,görgülü ve ince kişi.Eskiden "bay"yerine kullanılan bir ünvan.
Çerakçı

; Kandilleri ve mumları yakıp söndürmekle görevli kişi.
Çeşnigir

; Darphane-i Amire'de (darphane) çalışan ve basılan gümüş ve altın paraların ayarını kontrol eden kişi.

CEDDÜ'L OSMAN

"Osmanlıların Babası".Süleyman Şah'a verilmiştir.

CEMCA

: "Cemşid gibi güçlü". Sultan için Doğu dillerinde kullanılan bir ünvan.

CİHANDAR

: "Dünyanın Efendisi". III. Selim'e verilmiştir.

CİVAN

: "Genç". 2138/ Mehmed'e verilmiştir.

ÇAKIRCI

: "Şahinci"

ÇAVUŞ

: "Rütbeli Er", "Haberci"

ÇELEBİ

: "Beyefendi". "Kibar Efendi", "Genç Efendi". II. Mehmed dönemine kadar padişah oğullarına verilen ünvandır. Ayrıca I. Mehmed'e de özellikle verilmiştir.

ÇELEBİ SULTAN

: "Kibar-Şehzade". 1594 yılına kadar sancak valisi olan padişah oğullarına verilmiş olan ünvandır.

ÇUHADAR

: "Kahya".

Darül kura

; Cami,mescit gibi yerlerin hemen yanında yapılan kuran okuma yeri.
Darüssaade Ağası ; Osmanlı saraylarında harem dairelerindeki hadım edilmiş harem ağası.
Darüşşafaka

; Eski "Cemiyet-i Tedrisiye-i İslamiye"(İslami Eğitim Cemiyeti) tarafından kurulmuş olan yetimler okulu.
Defterdar

; Osmanlı devletinin maliye işlerine bakan kişi, Devletin çeşitli resmi kurumlarının maliye işlerine bakan görevliler.
Defter Emini

; Osmanlılarda Defter-i Hakani idaresinde (Tapu ve kadastro genel müdürlüğü) çalışan ve tapu işlerine bakan yüksek görevli.
Delme Mecra

; Yerin altından giden ve insan eli ile yapılmış olan su galerisi,yer altı su isale hattı.
Derviş

; Tarikatlardan birine bağlı olan ve tekkede çile ile uğraşan,giyim ve yaşayışında tarikatının adetlerini güden kişi.
Devşirme

; Yeniçeri ocağına alınan gayri müslim çocuklar.
Divan

; Padişah ile devlet büyüklerinin bir araya gelerek devlet işlerini görüşmek üzere yaptıkları toplantı.
Divanı Hümayun

 ; Padişahın başkanlığında toplanan ve sadrazam,şeyhülislam gibi yüksek dereceli devlet görevlilerinin katıldığı ve devlet işleri ile halkın sorunlarının görüşüldüğü meclis.

DAMAD-I ŞEHRİYARI

: "Padişah Damadı". Padişahların kızlarıyla evlenenlere verilen ünvandır. Ancak bu sadece babasının saltanatı döneminde evlenen kızların kocalarına uygulanmıştır. Ayrıca aynı isimlerdeki birkaç veziri seçmek için de bu ünvan kullanılmıştır.

DAYE

: "Süt Anne"

DEFTERDAR

: "Hazineci"

DELİ

: I. Mustafa ve İbrahim'e verilmiştir.

DİVİTDAR

"Yazma kutusunu taşıyan"

DOĞANCI

: "Doğan yakalayıcısı"

DÜZME(CE)

: "Sahte". Kendi adına çıkan isyan döneminde ve aslı konusundaki şüpheye ifade etmek üzere Mustafa'ya verilmiş ünvandır.

Ebced hesabı

; Arab alfabesindeki her harfin bir sayıyı göstermesi kuralı ile harflerden seçilerek düzenlenmiş anlamlı dizilerle bir olayın meydana geldiği yılı belirtme yolu.
Enderun

; Saray teşkilatı.
Erkânı harb

; Kurmay sınıfından olan yüksek rütbeli asker.
Evkaf

; Vakıfların hepsi,tümü.Bu günkü Vakıflar Genel Müdürlüğü.
Eyercibaşı

; Padişahın ve saraydaki diğer yüksek görevlilerin atlarının eyerlerini yapan sınıfın yöneticisi.

EBU'L FETH

: "Fethin babası". II. Mehmed'e verilmiştir.

EFENDİ

: I. Abdülmecid döneminden itibaren padişah oğullarına verilen ünvandır. Ayrıca tarikat üyeleri arasında da bir dereceyi gösteren tabirdir.

EMİR

: "İdareci", "Şehzade". Yarı bağımsız idareciler için kullanılmıştır. Ayrıca Selçıklulara bağımlı olduğu süre zarfında I. Osman için kullanılmıştır. 1402-1413 arasındaki Fetret Devri esnasında I. Bayezid'in oğullarından birinin açık şekilde üstün idareci olmadığını göstermek için yeniden kullanılmıştır.

EMİRÜ'L MÜ'MİNİN

: "Müslümanların İdarecisi". Halifeye verilen isimlerden biri olup I. Selim'in Mısır seferinden sonra Osmanlı padişahlarına da verilmiştir.

ENDERÛN

: Saray, Mabeyn karşılığı olarak kullanılan bir tabirdir. Devletin idaresine memur olanlara da, bunun mukabili olmak üzere birûn denilir. Farsça olan bu iki tabirden Enderûn iç, birûnda dış demektir. Yalnız olarak Enderûn denildiği gibi “Enderûnî Hümâyûn” şeklinde de kullanılırdı. Osmanlı

Devleti’nin teşekkülü sırasında, devlet işleri pek basit ve ibtidâi vasıtalarla görülüyordu. Orhan Gâzi ve oğlu Murad Hüdâvendigâr tarafından yapılan teşkilat ile askerlik bir nizam ve intizam kazandı. Memleket

büyümeye başladığı için yavaş yavaş saray teşkilatı da yapılmaya başlandı. Asıl saray Yıldırım Bayezid ve II. Murad tarafından kurulmuş, debdebe ve şaşaayı ise Fatih tesis eylemişti. Enderun sarayın iç hayatı

ve düzeni demektir. Bununla ilgili kanunnâmeler ve düzenlemeler mükemmel olarak yapılmıştı. Enderun bir nevi mektepti. Buradan altmış Sadrâzam, üç Şeyhülislâm ve yirmi üç Kaptan Paşa yetişmiştir.

FAHREDDİN

: "Dinin öğüncü". I. Osman'a verilmiştir.

FATİH

: İstanbul'u fethinden dolayı II. Mehmed'e verilmiştir.

FATİH-İ BAĞDAT

: "Bağdat'ı fetheden" IV. Murad'a verilmiştir.

FRENK

: Frank. Başlangıçta Fransa'dan gelenler için kullanılmışken oldukça genişletilerek herhangi bir Avrupa ülkesi için de kullanılmıştır.

GAZİ

: Daru'l Harbde savaşan kişilere ve Hristiyanlara karşı alınmış zaferlerdeki askerlere verilen ünvandır. Özellikle de O. Osman, Orhan, I. Murad, I. Bayezid, II. Mehmet ve IV. Murad için kullanılmıştır.

GENÇ

: II. Osman'a verilen isimdir.

GÖZDE

: Padişahın cariyeleri için kullanılmıştır.

GÜREŞÇİ

: Güçlü olduğu için I. Mehmed'e verilmiştir. "Güreşçi" mi "Kürüşçü" mü olduğu şeklinde bir şüphe var ise de, doğru şekli "Güreşçi" şeklindeki Padişah için kullanımıdır.

GÜZELCE

: "Yakışıklı"

Harbiye Nezareti

; Osmanlılarda milli savunmanın kara kısmı ile uğraşan nezaret.
Harem-i Hümayun

; Sarayların kadınlara mahsus olan kısmı,Harem dairesi.
Harik havuzu

; Yangın havuzu.Yangınlara müdahale etmek için gerekli olan suyun depo edildiği havuzlar.
Hasodabaşı

; Sarayda padişaha ait olan bölümlerin hizmetini gören kişilerin yöneticisi.
Hattat

; Mesleği Arap harfleri ile güzel yazı yazmak olan kimse.
Hazine-i Hassa

; Padişahın şahsi gelir ve malları.
Hazine Kethüdası

; Osmanlı devletinde sarayın Enderun dairesindeki hazinede bulunan değerli eşyanın korunması ve yönetimi ile görevli kimse.
Haznedar

; Saray hazinesini bekleyen,yöneten kimse.

Humbara

; Tunçtan yapılmış ve içindeki oyuğa patlayıcı doldurulmuş bomba.
Humbaracı ; Yeniçeri ocağının havan topu sınıfına ait topçu eri.

HACE, HACİ

: "Hacı". Hace kadınlar için, Hacı erkekler için kullanılna formudur. Mekke'de Hac görevini tamamlayan kişiye verilen ünvandır.

HADİMU'L HARAMEYNİ'Ş ŞERİFEYN

: "İki mübarek şehir olan Mekke ve Medine'nin koruyucusu". I. Selim'e 1517'de Mekke Şerifi tarafından bu şehirlerin anahtarı gönderilmek suretiyle verilmiş bir ünvandır.

HAFIZ

: "Koruyucu". Genişletilmek suretiyle Kur'an'ı ezbere bilen kişiye denilmiştir.

HAKANİ

: "Emperyal"

HAKANÜ'L BERREYN VE'L BAHREYN

: "Karaların ve Denizlerin Hakanı". Padişahın gücünün ihtişamını ifade eden ünvanlardan biridir.

HALİFE

: Son Abbasi Halifesinin 1538'de ölümüne kadar halifeliği elinde tuttuğu şeklindeki birtakım düşüncelere rağmen, 1517 yılında Halifeliğin I. Selim'e ve onun mirasçılarına geçmesi, İslam'da önemli ölçüde sert tartışmalara neden olmamıştır. Cam. Mod. Hist., 91'de: "Hilafet İslam'ın temel prensiplerinden biridir ve bütün Müslümanlar tek bir imam tarafından idare edileceklerdir. Ayrıca İmam'da Hz. Peygamber'in kabilesi olan Kureyş'ten olacaktır. 1517 yılında İmamlık, Haşimoğullarından Mehmed Ebu Cafer'in güçsüz ellerindeydi ve halifeliği Kahire Sarayı'nda sembolik olarak devam ettiriyordu. Abbasilerin en son halifesi olarak Sultan Selim lehine halifelikten feragat etti. Bu biçimsel geçiş, Kureyş kabilesine mensup olmamakla birlikte Türk sultanlarının Müslümanların idarecisi veya İmamı olmalarının temeli oldu. Halifeliğin Osmanlılara geçişi, Mekke Şerifi'nin Kabe'nin anahtarlarını Selim'e göndermesi, böylece Selim'in Mukaddes Beldeler'in koruyucusu olmasıyla halifeliğin tanınması onaylanmış oldu" der. S. Lane Po

HAN

: Kırım idarecileri için kullanılmıştır. II. Selim tarafından torunu İbrahim'e verilmiştir.

HANIM SULTAN

: "Prenses Hanım". Padişahların kadın tarafından kız torunlarına verilen ünvan.

HASEKİ SULTAN

: "Gözde Prenses". Erkek evlat doğurmuş olan padişah gözdelerine verilen unvan. Genellikle ilk dört veya altı anne ile sınırlanmıştır.

HASEKİ KADIN

: "Gözde Kadın". Padişah kızlarının annelerine verilmiştir.

HATUN

: "Hanım". İlk dönemlerde, son dönemlerdeki Valide Sultan yerine padişahın nikahlı eşlerine verilen unvandır.

HEZARPARE

: "Bin parça". Ölümünden sonra kendisine yapılan suikasde işaret etmek için Ahmed'e verilen unvandır.

HÜMAYUN

: "Padişaha ait". -Devlet kuşu, saadet anlamına gelen- "Hümay"dan alınmıştır.

HÜNKAR

: "Hükümdar" I. Murad ve II. Mehmed'e verilen ünvan.

HÜDAVENDİGAR

"Hükümdar", "Bey". I. Murad'a verilmiş ve daha sonra da Bursa Sancağı içinde kullanılmıştır. Yine Orhan ve II. Murad için de kullanılmıştır.

İbnülemin

; Güvenilir dost kişi.

İKBAL

: "Talih". Haremde il rütbe ilerlemesi.

İLHAMİ

: "İlham alan". III. Selim'e verilen ünvandır.

İmaret

; Çoğunlukla bir cami bünyesinde yapılan, bazen bir camiden ayrı olarak da oluşturulan ve fakirlere özellikle yemek yardımı yapmak amacı ile kurulan ve vakıf niteliğinde olan kuruluş.

İzam

; Bir yerin büyüğü,büyük kişi,yönetici.

Kadı

; İslam hukuku olan şeriat'a göre hüküm veren yargıç.Tanzimata kadar askeri davalarla devleti ilgilendiren davalar hariç tüm davalara bakmışlardır.Tanzimattan sonra ise yalnızca evlenme,boşanma,nafaka ve miras davalarına bakmışlardır.Kadılık müessesesi medeni kanunla kaldırılmıştır.
Kaldırımcı

; Yol yapımından sorumlu olan esnaf.İşlerini genellikle götürü usülde yaparlar ve kullandıkları taşların temin edilmesini ve taşların kesim işlerinide kendileri yaparlardı.
Kaldırımcı Kethüdası

; Götürü usülde taş döşeyerek yol yapan kaldırımcı esnafının yaptığı işi denetliyen ve ölçümleme yaparak yapılan yolun bedelini tesbit edip,parasını kaldırımcı esnafına ödeyen kişi.
Kalfa

; Saraylarda ve büyük konaklarda halayıkların (Cariye) başı olan kadın.Padişah tarafından tayin edilirler,sarayda kendilerine ayrılan yerde otururlar ve sarayın iç hizmetlerinde çalışan cariyelere buyruk verirler ve özel günlerde cariyelerden farklı giyinirlerdi.
Kapı Ağası

 ; Padişahın sarayındaki akağaların en büyüğü.
Kapıcıbaşı

; Saray kapılarını bekleyen sınıfın yöneticisi.
Kapıcılar Kahyası

; Bir ilin veya bir resmi dairenin babıâli'de görülecek işlerini takip eden memur.
Kapı Kethüdası

; Valilerin,sancak beylerinin ve patrikhanenin babıâli ve diğer resmi dairelerdeki işlerini takip eden memur.
Kapıkulu

; Osmanlı devletinde Padişahın kumandası altındaki piyade ve süvari sınıfından olan ve bahşiş ve ulufe ile geçinen askerler.
Kaptan-ı Derya

; Donanmanın başı,deniz kuvvetleri baş kumandanı.
Kasabbaşı

; Sarayda hizmet gören kasabların başı.(Kethüdayı Kassaban)
Kaside

; Onbeş ila yüz beyitten oluşan ve tek kafiye düzenine göra kurulan ve ünlü kişilere övgü niteliği taşıyan nazım eser.
Kassam

; Kadı ve kazaskerlerin hizmetindeki görevlilerden biri.Ölen bir kişinin mal varlığını varislerine şeriat kurallarına göre paylaştıran görevli.
Katip

; Sarayda veya herhangi bir devlet kurumunda çalışan ve görevi yazı işlerine bakmak olan kişi.
Kavas

; Osmanlılarda vezirlerin yanında bulunan silahlı koruma görevlileri.1908 yılında kavas sistemi kaldırılmıştır.
Kavasbaşı

; Vezirleri korumakla görevli kavasların başı.
Kazasker

; En yüksek ilmi rütbe,günümüzün adalet bakanı.İmparatorkuğun Asya ve avrupa bölümlerindeki kadıların başı (Rumeli Kazaskeri,Anadolu Kazaskeri.) Kadı ve müderrislerin atama ve tayin işleri ile ordu mensupları ile ilgili davalara ve devleti ilgilendiren davalara bakmaktan sorumlu olan kişi.
Kemankeş

; Ok atıcı,okçu,yay kullanıp ok atan kişi.
Kethüda

; Kahya,yardımcı,üst düzey devlet görevlilerinin yardımcısı,saray hizmetinde çalışan belirli esnaf (Arabacılar, şamdancılar,kilerciler vs.) gruplarının başı olan kişi.
Kıble taşı

; Açık alanlarda oluşturulan namazgahlarda kıblenin yönünü belirtmek için dikilen taş.
Kızlar Ağası

; Saray hareminin ağası.(Darüssaade ağası)
Kiler Kethüdası

; Saraydaki Kilercibaşının emrinde çalışan ve vazifesi kiler görevlilerini teftiş etmek olan kahya.
Kubbe

; Yarım küre şeklinde olan ve bir yapıyı örten dam.
Küfeki taşı

; Basınç altında kaynaşmış kum taneciklerinden oluşmuş,işlenmesi nispeten kolay olan ve su geçirmeyen bir taş cinsi.
Külliye

; Medrese,hamam,imaret,şifahane ve çarşı gibi ek yapıları ile birlikte inşa edilen cami.

KANBUR

: I. Mahmud'a verilmiştir.

KANLI

: Politikasını ima için II. Abdülhamid'e verilmiştir.

KANUNİ

: "Adil". II. Mehmed'e ve özellikle de I. Süleyman'a verilmiştir.

KAPUDAN PAŞA

: "Amiral". Osmanlı donanmasının başındaki kimseye verilmiştir.

KARA

: I. Osman ve birçok kişiye verilmiştir.

KETHÜDA

: "Kahya".

KOZHEYCİ

:"Fındık satıcısı"

KÜRÜŞÇÜ

: "Yay gerdiren". Bir sanatta pir kabul edildiği için I. Mehmed'e verilmiştir.

LALA

: "Terbiyeci". Özellikle hem sarayda, hem de tayin edildikleri sancak valiliklerinde genç şehzadeleri yetiştirenlere verilen ünvandır.

Lağımcı

; Düşman kalelerini feth etmek için tünel kazıp,içine barut koyarak patlatan ve kale duvarlarının yıkılmasını sağlayan asker sınıfı.Su yollarının inşaatında su galerilerinin açılması işlerindede çalıştırılmışlardır.
Lökün

; Zeytinyağı ile kireç karışımından dövülerek yapılan bir çeşit sızdırmazlık macunu.( Çeşme musluklarının takılmasında ve su künklerinin birleşme yerlerinde suyun sızmaması için kullanılan macun)

Maksem ; Su dağıtma sandığı ve lüleler yardımıyla suyun çevredeki çeşmelere ve diğer yapılara dağıtımının yapıldığı yer.
Maslak ; Ana su isale hattının kollara ayrıldığı yer.
Medrese ; Gelenek ve görenekçi usullerle eğitim yapan ve özellikle din ve hukuk adamı yetiştiren ve genellikle külliye şeklindeki camilerin bünyesinde yer alan ve bir avlu etrafına dizilmiş çok sayıda odadan oluşan okul.
Matbah Emini

; Saray mutfaklarının hesabını tutan görevli
Mevkufat

; Bir zaman için tutulup alı konulmuş olan mal yada para.Bir şeyin gelirinden artıp hazineye mal edilen para.Bu görevi yerine getiren kişilerede mevkufatçı denirdi..
Molla

; Büyük kadı, kadı'nın bir üst derecesi,eyalet kadısı.
Mutasarrıf ; Osmanlı yönetimindeki sancakların ( Vilayet ile kaza arasındaki yer.) en büyük mülki ve idari amiri. Derece olarak kaymakamdan büyük validen küçüktürler.
Muvakkithane

; Saat imali ve tamiri yapılan yer.
Müderris

; Eskiden medresede öğretmen,sonraları profesör anşamında kullanılmıştır.
Müşir

; Osmanlılarda askerlikte en yüksek rütbe,mareşal.

MAKBUL

: "Gözde"

MEKRİ

: "Kurnaz"

MEST

: "Sarhoş". II. Selim'e verilmiştir.

MIRAHOR

: "Ahırların muhafızı". "Emir-i Ahur"dan gelmedir.

MİRZA

: "Şehzade". İran ünvanıdır.

MUHASSIL

: "Vergi tahsildarı"

MUHSİN

: "Bağışlayıcı"

MUHTEŞEM

: Avrupalılar tarafından I. Süleyman'a verilen ünvandır. Türkler kullanmazlar.

MUID

: "Okulda düzeni sağlayan"

MUSAHİP

: "(Padişah'a hususi işlerinde) Yardım eden" ve daha geniş ifadesiyle "Gözde".

MÜTESELLİMLİK

: Sözlükte “teslim edilen şeyi alan, kabul eden” anlamındaki mütesellim kelimesi

Osmanlılarda çeşitli idarî görevliler için kullanılmıştır.

MÜVERRİH

: "Tarihçi"

Nafia

; İnşaat işleri.
Naib

; Vekil olarak birinin yerine geçen ve yerine geçtiği kişi adına işleri yürüten kişi.
Nazır

; Osmanlılarda bir idare bölümünün ya da kurumun başında bulunan görevli.
Nişancı

; Osmanlı devletinde Padişah kaynaklı her türlü yazıya,padişahın imzası olan nişanını koyan veya padişahın tuğrasını çeken divanı hümayun üyesi memur.

NEBİL / NEBİLE

: "Prens/Prenses". Mısır ünvanıdır.

NAİB

: "Vekil".

NAMZET

: "Aday". Henüz tam olarak evlenmemiş, nişanlı olan padişah kızlarına verilen ünvandır.

NİŞANCI

: "Saltanat mührünün muhafızı".

OĞUZ

: "Temiz" veya "Genç erkek"

OSMANCIK

: "Küçük Osman". I. Osman için kullanılmıştır.

PADİŞAH

: "Hükümdar". İran kaynaklı bir ünvandır. Sultanların çok fazla arzu ettikleri en yüksek makamdır. Herhangi bir kimse tarafından sultanla eş anlamlı olarak da kullanılabilir. Son dönemlerde Fransız Kralları için de kullanılmıştır.

PEHLİVAN

: "Şampiyon", "Güreşçi". I. Mehmed'e verilmiştir.

Reis-ül küttap

; Tanzimattan önce Osmanlı imparatorluğunun dışişleri bakanına verilen ad.Sonraları Divanı hümayun'da yazı işlerini yürüten kalemlerin ve katiplerin şefi.
Reis-ül ûlema

; Şeyhülislamlık dairesinde ilmiye sınıfının başı olan memur.
Rikab Kaymakamı

; Sadrazam ordunun başında sefere çıktığı zaman kendisine vekalet eden görevli ( Sadaret kaymakamı )
Ruzname

; Günlük olayların yazıldığı defter,günlük gazete,günlük masrafların yazıldığı defter hazineye girip çıkan eşya yada paraların günlük işlendiği defter,askeri seferler sırasında olayların günlük yazıldığı defter.
Ruznameci

; Günlük defterleri kaleme alan kişi. / İnşaat masraflarının günlük hesabını tutan muhasebeci.

REİSÜ'L-KÜTTAB

: "Katiplerin Reisi".

RUM

: "Rumeli". Temelde Roma ve Roma İmparatorluğu içinde kalan yerleri ifade eder. Böylece Anadolu Selçukluları, İran Selçuklularından ayrılmışlardır. Ayrıca "Rum Beylerbeyi" altında Osmanlı İmparatorluğu'nun Avrupa eyaletlerini de temsil eder.

Sadaret

; Sadrazamlık makamı.
Sadaret kaymakamı

; Sadrazam,Serdarı ekrem ünvanı ile ordunun başında sefere çıktığı zaman onun yerine istanbulda kalıp vekaleten sadrazamın işlerini yapan vezir düzeyindeki görevli.
Sadaret kethüdası

; Sadrazamın birinci derecede yardımcısı.
Sadrazam

; Osmanlılarda padişahtan sonra gelen ikinci adam,en yetkili devlet görevlisi.Günümüz başbakanı.
Sahilhane

; Devlet ileri gelenlerine ait deniz kenarındaki konak,yalı.
Saka

; İşi,çeşme ve sarnıç gibi yerlerden su alarak evlere dağıtmak olan kişi.
Saka başı

; Osmanlılarda sarayda bulunan ve sarayın su ihtiyacının karşılanmasında ve seferler sırasında ordunun su ihtiyacının karşılanması işinde görev yapan saka'ların yöneticisi.
Saka gediği

; Sakalara verilen, çeşmelerden su alma imtiyazı.Bu imtiyaz yazılı bir senede bağlanır ve bu senet alınıp satılabilir veya varislere intikal edebilirdi.Sakaların su alabileceği çeşmelerde belirtilir ve sakalar her çeşmeden su alamazdı. Sakalara verilmiş olan bu imtiyaz 1869 yılında kaldırılmıştır.
Sakalar kethüdası

; Sakalar ocağının kahyası olup derece olarak sakabaşından sonra gelir.Görevi divan toplantılarında vezirlere ibrik ve havlu tutmaktır.
Salma mecra

; Kanalet şeklindeki üstü açık olan su isale hattı.
Sarnıç

; Su ihtiyacını karşılamak amacı ile yapılan özel su toplama havuzu,su deposu.Üstü açık yada kapalı olabilir.
Serasker

; Padişah ve sadrazam sefere çıkmadığı zaman ordunun başında seferi yöneten vezire verilen ünvan. / 1826 yılında yeniçeri ocağının kaldırılmasından sonra kurulan Asakiri Mansurei Muhammediye ordusunun kumandanı.
Serçavuş

; Baş çavuş.
Serdar

; Ordu kumandanı.
Serdarıekrem

; Padişah sefere katılmadığı zaman ordu baş kumandanı olarak seferi idare eden sadrazama verilen ünvan.
Sermimar

; Mimarların başı,baş mimar.
Seyyid ( seyit )

; Bir topluluğun ileri gelen kişisi,efendi.
Sıbyan mektebi

; Osmanlılarda ilköğretim okulu.
Silahtar

; Padişah ve vezir gibi devlet ileri gelenlerinin silahlarını koruyan ve bakım ve onarımını yapan görevli.
Sipahi

; Kapıkulu süvarilerinin birinci bölüğünü oluşturan askeri ocak.
Sipahi ağası

; Kapıkulu süvarilerinin birinci bölüğünü oluşturan sipahi ocağının kumandanı.
Solak

; Osmanlı kapıkulu teşkilatı bünyesinde yer alan ve görevi padişahın muhafızlığını yapmak olan koruma görevlisi.
Su nazırı

; Su işlerinin organizasyonundan sorumlu olan ve devşirme ve acemi oğlanlarından adam toplayarak gerekli işleri yaptıran görevli.
Su nezareti

; İlk defa Kanuni Sultan Süleyman döneminde kurulan ve su işlerinden sorumlu olan idare.Önceleri padişaha bağlı iken sonradan şehremaneti bünyesinde bir müdürlük haline sokulmuştur.
Su yolcu

; Su tesislerinin isale hatlarının bakım ve onarımından sorumlu olan kişi.
Su yolcubaşı

; Su yolcuların idaresinden ve çeşmelerin bakım ve onarımından sorumlu olan kişi.
Sülüs

; Arap alfabesi ile yazılan yazının bir çeşidi.

SAHİB-KIRAN

: "Her zaman başarılı Hükümdar". I. Süleyman ve IV. Murad'a verilen ünvandır.

SAİBÜ'L-AŞERETİ'L - KAMİLET

: "On numarayı tamamlayan". Onuncu sultan olduğu için I. Süleyman'a verilmiştir.

SANCAK

: "Büyük Bayrak". "Eyalet".

SANCAK BEYİ

: "Eyalet İdarecisi".

SARHOŞ

: II. Selim'e verilmiştir.

SARI

: "Sarı", "Soluk". II. Selim'e verilmiştir.

SEDEF-İ DÜRR-İ HİLAFET

: "Hilafet incisinin sedefi". Bir diğer ünvanı da "Valide Sultan"dır.

SEKBÂN

: Muhtelif zümrelere unvan olarak kullanılmış bir tabirdir. Halk arasında “seymen” denir.

“köpek muhafızı anlamına gelen sekbanın, “sokman” kelimesi ile de münasebeti ihtimali vardır. Bu durumda “muharebe saflarını yaran yiğit” anlamı kazanmıştır. Yeniçeri Ocağı’nın üç kısmından birine “Sekbân” deniyordu. Yaz mevsiminde mahsulün muhafazası için kullanılanlara da “sekbân” denirdi. Ancak bunlara, gördükleri işin öneminin anlaşılması ve diğer sekbanlardan ayrılması için “kır sekbânı” adı verilmiştir.

SERASKER

: "Ordu komutanı".

SEYYİD

: "Peygamber soyundan gelen"

SİLAHDAR

: "Silahları muhafaza eden memur". Sultanın hususi görevlilerinden biri.

SİPAHİ

: "Atlı asker"

SIĞIR

: II. Selim'e verilmiştir.

SOFU

: II. Bayezid'e verilen ünvandır.

SULTAN

: "Prens". En az üç farklı kullanımı vardır. En geçerlisi, 'devletin başı" olarak kullanımıdır. "Sultan Han Murad"da olduğu gibi "Han" ile birlikte "Şehzade"lik ifadesi anlamında da kullanılmıştır. Bu şekli genellikle padişah oğulları içindir ve özellikle de II. Mehmed döneminden sonradır. bununla beraber eğer isimden sonra kullnaılmışsa o ismin "Prenses" olduğunu ifade eder: Fatma Sultan'da olduğu gibi. Yine "Haseki" ve "Valide" kelimleri ile de birleştirilerek kullanılmıştır.

SULTANÜ'L-GUZAT

: "Gaziler sultanı". İlk dönem ünvanıdır. I. Murad ve diğerlerine verilmiştir.

SULTANZADE

: "Prenses oğlu". Padişah kızlarının oğullarına veya erkek torunlarına verilen ünvandır.

Şadırvan

; Halkın abdest alması için cami avlularına yapılan ve çok sayıda musluğu olan çeşme.
Şamdancılar kethüdası

; Saraydaki şamdanların bakım ve onarımından ve yakılıp söndürülmesinden,saraydaki ışık işlerinden sorumlu olan şamdancıların yöneticisi.(Şamdancıbaşı-Serşamdani)
Şehzade

; Padişah oğlu veya padişah ailesinden olan diğer erkeklerin oğullarından biri.
Şehremaneti

; Bu günkü belediye teşkilatının osmanlılar döneminde kurulan ilk şekli,şehrin temizlik ve güzelliği ile ilgilenen mahalli idare.
Şehremini

; Şehremaneti teşkilatının (Belediye) başında olan kişi.
Şeyh

; Tekke başkanı,tarikat lideri.
Şeyhülislam

; Osmanlılarda kabinede sadrazamdan sonra yer alan ve din işleri ile birlikte dünya işlerinede dini bakımdan karışan kimse.
Şıkk-ı evvel defterdarı

; 1.kısım ve 2. kısım olarak ikiye ayrılan defterdarlık teşkilatının 1.kısmı. 2. kısımada Şıkk-ı sani adı verilirdi.

ŞAH-I ALEM-PENAH

: "İmparator", "Dünyanın barınağı". Padişahın üstünlük ünvanlarından biridir. İran menşe'lidir.

ŞAHİN

Sokullu Mehmed Paşa'ya verilmiştir.

ŞAHZADE/ŞEHZADE

: "Padişahın oğlu". I. Mehmed ile başlayarak padişahların oğullarına verilmiştir.

ŞEHİD

: Savaşta dini uğruna ölen kişi. I. Murad ve II. Osman'a verilmiştir.

ŞEHRİ

: "Şehirli"

ŞEYH

: Edebali'ye verilmiştir.

ŞEYHÜLİSLAM

: "Müfti". Halifenin altında olup İslam'ın başkanıdır.

ŞÜCAEDDİN

: "Dinin kahramanı". Orhan'a verilen ünvandır.

Tabaklar ahibabası

; Deri imalatçılarının esnaf loncası başkanı.
Tarikat

 ; Tasavvufa dayalı olan çeşitli islam doktrinlerine verilen ad.
Tekke

; Belli bir tarikata üye olan kişilerin toplanıp ayin yaptıkları yer.
Tersane çavuşu

; Gemi yapılan yerin işçi başı.
Tersane emini

; Gemi yapılan yerin mali işlerinin sorumlusu.
Tersane kethüdası

 ; Gemi yapılan yerin yöneticisi.
Topçubaşı

; Topun yapımı,bakımı,taşınması,ikmali ve savaşlarda kullanılması ile görevli olan askeri ocağın komutanı.
Tophane nazırı

; Topların imal edildiği ve topçu askerlerin eğitiminin yapıldığı yerin komutanı.
Tuğra

; Padişahın adının yazılı bulunduğu ve karmaşık yazı tekniği ile yazılmış olan sembol.
Tulumbacı

; Yangın söndüren kişi,bu günkü itfaiyeci.
Türbe

; İçinde çoğunlukla ünlü kişilerin gömülü bulunduğu anıtsal mezar.
Türbedar

; Türbede hizmet gören ve türbeyi bekleyen kimse.

TAVAŞİ

: "Hadım"

TAVİL

: "Uzun". Sokullu Mehmed Paşa'ya verilmiştir.

TEKFUR

: "Kral". Ermenice "Tagavor"dan alınmıştır.

TIRNAKÇI

: "Dolandırıcı"

Vakanüvis

; Zamanın olaylarını kayıt etmekle görevli resmi devlet tarihçisi.
Vakıf

; Bir hizmetin sürekli yapılabilmesi için belli koşullarla resmi bir yoldan herhangi bir kimse tafından bırakılan mülk yada para.İlgili hizmet bu mülk yada paranın getirisi ile halka bedelsiz sunulur ve vakfın idaresi mütevelli denen bir kişi tarafından yürütülür.
Valide Sultan ; Padişah annesi.Padişah tahta çıkınca anasıda valide sultan ünvanını alır ve eski saraydan bir tören ile Topkapı sarayındaki özel dairesine taşınırdı.
Vezir

; Bakanlık ve valilik gibi önemli görevleri yerine getiren ve paşa ünvanlı olan kişi.
Veziri azam

; Sadrazam,günümüz başbakanı.
VALİDE SULTAN

: "Prenses Anne". Saltanatları döneminde padişahların annelerine verilen ünvandır. XVI. yüzyılda girmiştir.

VELİ

: II. Bayezid'e verilen ünvandır.

VELİAHT

: "Tahta geçecek şehzade". Tahta geçecek kişi için son dönemde kullanılmıştır. Ancak 1876 Anayasası tahta çıkacak şehzadenin "en yaşlı erkek evlat" olmasını belirleyinceye ve diğer şehzadeleri reddedinceye dek uygulanamamıştır. Hatta VI. Mehmed'e "Veliahd-ı Sani" (Tahtın ikinci varisi) ünvanı verilmişti. Benzer bir makam, Kırım Hanlarından Nureddin'e de verilmiştir.

VEZİR

: "Bakan". "Ağır sorumluluk yüklenen".

VEZİR-İ AZAM

: "Başbakan", "Baş vezir". Bir diğer formu da "Sadr-ı Azam"dır.

VOYNUK

: "Bulgar savaşçısı"

VOYVODA

: "İdareci". Moldavya ve Lehistan prensliklerinden birinin yöneticisine verilen ünvandır.

Voyvodalık Osmanlılarda Hicrî on birinci (milâdî on yedinci) asırda başlamıştır.

Eyalet valileri ve sancak mutasarrıfları uhdelerine tevcih olunan eyalet ve sancakların mülhak kazalarına daireleri gediklerinden veyahut halkın isteğiyle yerlilerin ileri gelenlerinden birini voyvoda tayin ederlerdi. Bu voyvodalara merkezce mukataat hazinesi kaleminden evâmir-i şerife verilirdi. Vazife gittikçe tevessü ve taammüm ederek sonraları bunlar kaza kaymakamlığı vazifesiyle de muvazzaf olmuşlardır.

Yaver

; Devletin ileri gelenleri ile komutanların yanında bulunup onların emirlerini yazmakla ve yerine iletmekle görevli kimse.
Yeniçeri

; Orhan Gazi tarafından kurulan piyade sınıfı asker ocağının erleri.Başlangıçta çok başarılı hizmetler gören yeniçeri ocağı zamanla dejenere olmuş ve defalarca baş kaldırarak devletin başına dert olmuştur. Yeniçeri ocağı 1826 yılında II.Mahmud tarafından başka bir askeri ocak kurularak ( Nizami cedid) ortadan kaldırılmıştır.
Yeniçeri Ağası

; Yeniçeri ocağının komutanı.
Yesari

; Solak,sol elini kullanan. / Yesarizade ; Solak kişinin soyundan gelen.

YAVUZ

: "Yiğit". I. Selim'e verilmiştir.

YENİÇERİ

: "Yeni askerler." Meşhur Yeniçeri Ocağı mensupları.

YILDIRIM

: I. Bayezid'e verilmiştir.

ZADE

: "-oğlu". Genellikle "ın soyu" anlamında genişletilmiştir.

Zaviye :

Küçük tekke.

 





YAZARDAN  
  Hiçbir oyunumda tarihten yola çıkmadım ben. Günümüzden yola çıktım. Günümüz olaylarıyla, kişileriyle, sorunlarıyla bir çağrışım uyandırdığı anda tarihe yöneldim. (…) Benim zaman içindeki çevrem, Kanuni Sultan Süleymanlara, simavnalı Şeyh Bedrettinlere, Gılgameşlere dek uzanıyordu. Ama insan aynı insandı. Onların kaygıları, düşünceleri, sorunları, yazgıları… Çok yanlış olarak tarihsel konulu oyunlar tarihle karıştırılır. Oysa tarih şaşmaz biçimde nesnel, oyun şaşmaz biçimde özneldir. Bir oyun yazarıyla, bir tarihçinin olaylara bakış açıları başkadır, yöntemleri başkadır. Amaçları başkadır. Başka başka bireşimlere gitmeleri doğaldır, olağandır, hatta kaçınılmazdır. …sanatçı bir şeyleri çözümlemek için yazmaz. (…) Sanatçı sergiler, düşündürür, yorumlamayı da seyir işine ya da okuyucusuna bırakır. Doğru çözüm sonradan doğru yorumlayanlardan gelir. * *: Orhan Asena’nın söyleşi ve yazılarından alıntılanmıştır. Kaynak: Nutku, Hülya-CUMHURİYETİN 75. YILINDA BİR YAZAR: ORHAN ASENA-T.C Kültür Bakanlığı Yay. Haz: Andaç, Feridun-AYDINLANMANIN IŞIĞINDA SANAT İNSANLARIMIZ IV- Papirüs Yay.







 
Reklam  
   
ZİYARETÇİ DEFTERİ  
 
 
İSTANBUL EFENDİSİ  
 




 
TARLA KUŞUYDU JULIET  
 



 
Bugün 11 ziyaretçi (16 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=