.
İÇERİK  
  ANA SAYFA
  İLETİŞİM
  KAYNAK KULLANIMI HAKKINDA
  SULTAN IV. MUSTAFA
  PADİŞAHLARIN EŞLERİ
  OSMANLI HANEDANI SOY AĞACI
  YENİÇERİ VE KAPIKULU SÜVARİLERİNİN İSYANLARINA İLİŞKİN BİR ANALİZ
  II.MAHMUD DÖNEMİ'NDE GİYİM KUŞAM
  II. MAHMUD
  OSMANLI KRONOLOJİSİ
  III. SELİM DEVRİNDE MUSÎKİ HAYATINDAN KESİTLER
  ALEKSANDER GREGOREVİÇ KRASNOKUTSK’UN GÜNLÜĞÜNDEN ALEMDAR MUSTAFA PAŞA VAKASI
  KABAKÇI MUSTAFA AYAKLANMASI
  KİMİ UNVANLAR, TABİRLER
  OSMANLI'DA MÜZİK
  DEVLET TEŞKİLATI
  ISLAHATLAR
  SENED-İ İTTİFAK
  OSMANLI ARMASI
  İLBER ORTAYLI'DAN MAHMUD, SELİM, SADRAZAMLAR PADİŞAHLAR...
  ORDU
  II.MAHMUD'UN MÜZİSYENLİĞİ
  OSMANLI DEVLET TÖRENLERİNİN TOPKAPI SARAYI’NDAN DOLMABAHÇE SARAYI’NA İNTİKALİ
  AYAN
  BAB-I ALİ YANGINI VE ALEMDAR VAK'ASI
  SIR KÂTİPLİĞİ VE RUZNÂME
  III. SELİM'İN SEHİD EDİLMESİ
  27 MAYIS DARBESİ VE TALAT AYDEMİR
  31 MART VAKASI
  TÜRK DARBELER TARİHİ
  KADIN HAYATINDAN AYRINTILAR
  ALEMDAR MUSTAFA PAŞA'NIN SADRAZAMLIĞI
  PAŞALIK MÜESSESESİ (avi)
  OSMANLI ORDUSU (video)
  HAREM (AVİ)
  OSMANLI PADİŞAHLARI (avi)
  BATILILAŞMA (avi)
  OSMANLI AİLESİ (avi)
  HUKUKSAL AÇIDAN SENED-İ İTTİFAK
  SENED-İ İTTİFAK YORUMU
  KİMİ MERASİMLER
  III. SELİM DÖNEMİ YENİLEŞME ÇABALARI
  HALININ TARİHİ
  19.yy'DAN BAŞLIKLAR
  SIRP İSYANI VE OSMANLI-RUS SAVAŞI
  III. SELİM DEVRİNDE NİZAM-I CEDİDİN ANADOLU'DA KARŞILAŞTIĞI ZORLUKLAR
  SENED-İ İTTİFAK'IN TAM METNİ
  SENED-İ İTTIFAK lLE MAGNA CARTA'NlN KARŞILAŞTIRILMASI
  FRANSIZ İNKILABI’NIN TÜRK MODERNLEŞME SÜRECİNE ETKİLERİ
  YENİÇERİ OCAĞININ KALDIRILIŞININ TAŞRADAKİ YANSIMASI
  TÜRK MODERNLEŞMESİNİN AMBİVALANT DOĞASI
  TÜRKİYE'DE BATILILAŞMA DEĞERLERİNİN ARAÇLAŞMASI
  OSMANLI YÖNETİCİLERİNDE ZİHNİYET DEĞİŞİMİ VE BATILILAŞMANIN BAŞLANGICI
  SARAY MÜZİĞİNDE YAYLI ÇALGILAR
  XIX.YY'DA İSTANBUL' DA SANAT VE MUSİKİ
  TOHUM VE TOPRAK YILLARINDA TÜRKİYE
  EDEBİYAT-TARİH-TİYATRO İLİŞKİSİ
  19.YY İLK YARISINDA KADIN GİYSİLERİ
  KEMAL TAHİR VE BATILILAŞMA
  TÜRKLERDE ÇERAĞ MUM VE ATEŞ
  ELEŞTİRİLER



  




																							
III. SELİM DÖNEMİ YENİLEŞME ÇABALARI

III. SELİM DÖNEMİ YENİLEŞME ÇABALARI

Ejder OKUMUŞ / Dicle Üniversitesi Öğretim Üyesi

 

Giriş

 

Osmanlı Devleti’nde ıslahat, yenileşme, modernleşme, çağdaşlaşma veya Batılılaşmanın            Tanzimat öncesi zamanları; Lâle Devri öncesi, Lâle Devri, III. Selim Dönemi ve II. Mahmud Dönemi şeklinde bir tipolojiyle dört ayırt edici evrede ele alınabilir. Bu tip dönemler, Tanzimat’ın oluşum sürecinde Osmanlı Devleti’nin reform, yenileşme ve Batılılaşma çabalarında dönüm noktaları olarak dikkat çekmektedirler. Başka bir ifadeyle Türkiye’nin Tanzimat öncesi modernleşme periyodunun anlaşılmasında bu dört evre, hadd-i fâsıl olarak karşımıza çıkmaktadır.

III. Selim’e kadar geçen süre zarfında kendini gösteren reform çabalarından Lâle Devri, Osmanlı Devleti’nde önemli bir zaman dilimine tekabül etmektedir. Bu dönemdeki ıslahat zihniyeti, kendinden sonraki çabalara yön vermiş ve III. Selim dönemi reform çabalarının gerçekleşmesine zemin hazırlamıştır. 

Kültür değişmesi açısından, III. Selim’e kadar olan değişim çabalarını serbest kültür değişmeleri kapsamında değerlendirmemiz mümkündür. Zira bu zaman diliminde Osmanlı Devleti, serbestçe Batı kültürünün bazı unsurlarıyla kültürleşme ilişkisine girmiş ve Batı’nın bazı kültür unsurlarını iktibas veya  ithal etmiştir.

Nispeten Lâle Devri’nde gerçekleştirilen ve özellikle de 1774 Kaynarca Antlaşması’ndan itibaren girişilen ıslahat çabalarını, Hans-Ulrich Wehler’in  savunmacı modernleşme” kavramından yararlanarak  savunmacı ıslahatçılık veya karşı reformasyon kavramlarıyla izah etmemiz mümkündür. Bu, 1789 Fransız İhtilali’nin Osmanlı’yı etkisi altına almasından sonra daha da doğrudur. Fakat ifade edelim ki bu kavramsal şablonu, tam olarak Osmanlı Devleti’nde bizzat devlet eliyle yürütülen reformlara uyarlamak zor görünmektedir. Esasen mezkur dönemlerde savunmacı reformasyon fikri mevcuttur. Ama net değildir; taklitçilikle karışık bir durum arz etmektedir. Daha doğru bir ifadeyle savunmacı yenilikçilik veya modernleşme, kısa bir zaman içinde yerini Batı taklitçiliğine  bırakmaktadır. Osmanlı Devleti ve gittikçe Osmanlı cemiyeti, Lale Devri ve onu takip eden dönemlerde Batı karşısında aciz ve çaresizdir.

Önce Batı’nın üstünlüğünü teslimle başlayan Osmanlı tutumu, zamanla hayranlığa dönüşecek ve bunun sonucu da aşağılık duygusu olacaktır.

Bu makalede, genel olarak söz konusu özelliklerin hakim olduğu Osmanlı modernleşme dönemlerinden Sultan III. Selim Dönemi ele alınmaya ve anlaşılmaya çalışılmaktadır. 

Bu dönemde Osmanlı Devleti, Batı’nın kendisiyle boy ölçüşebilecek güce ulaştığını daha iyi anlamaya başlamıştır. Buna paralel olarak kendinden başka güç tanımayan, Batı devletlerine “üstten bakan”, “kendinden emin” Osmanlı’nın yerini, Batı’nın gücünü keşfettiği oranda güç kaybettiğinin farkına varan ve Batı’yı “dikkate alan”, hatta bazen Batı’yı “merkeze koyan” bir siyaset takip eden Osmanlı almıştır. Osmanlı düşünürleri de bu durumdan aynı ölçüde etkilenmiş ve durumdan vazife çıkararak devletin gerekli tedbirleri alması için çeşitli savunmacı fikirler ileri sürmüşlerdir. 

 Osmanlı Devleti’nde ilk ciddî reform girişiminin yapılmaya çalışıldığı III. Selim dönemi (1789-1807), II. Mahmut ve Tanzimat’a zemin hazırlaması bakımından son derece önemlidir. III. Selim’in ıslahat çabası, ayrıca sadece askerî ıslahatların genişlemesi açısından değil, aynı zamanda çok yönlü reform girişimlerinin başlangıcı olması açısından da ayrı bir anlam taşır. Avrupa devletler dengesine katılmak veya Hıristiyan dünyasındaki devletlerle

yeni biçimde ilişkiler kurmak gerektiği fikrinin icra edilmesine doğru ilk adım, III. Selim zamanında atılmıştır. Bir zorunluluk olarak devletin kabuk değiştirmesi gerektiği fikrinin, bu zaman diliminde kendini göstermeye başladığı söylenebilir.

M. Turhan’ın “serbest kültür değişmeleriyle mecburî kültür değişmeleri arasında bir geçiş devresi” olarak ele aldığı  1789-1807 arasındaki dönemi, Batı’ya doğru gidişin ve laiklik sürecinin temeli ve önemli safhası addetmek yerinde olur. Bu on sekiz  yıl, devleti yenileştirme ve kurumları Avrupaileştirme düşüncesinin kökleşmesinde çok önemli bir zaman dilimini oluşturmaktadır.

 

Osmanlı Modernleşmesi ve Fransız Devrimi

 

  1789 tarihi, Osmanlı Devleti ve toplumunun yazgısında olduğu kadar, onun komşu olduğu Batı dünyasının yazgısında da bir dönüm noktası olmuştur. 1789’da Osmanlı Devleti, Nizam-ı Cedîd, yani yeni (“modern”) düzen hareketiyle Batı medeniyetine yakınlaşmayı kesin olarak benimsemişken aynı tarihte Fransız Devrimi başlamış ve devletler bu devrimin Avrupa için ortaya attığı insan hakları problemiyle karşı karşıya gelmişlerdir.

 

III. Selim Fransız İhtilali’nin yapıldığı  yılda hükümdarlığa başlamıştır. Onun döneminde bir dinî ihtilal tarzında işleyen ve bir bakıma bir dinî ihtilal görünümünde bir siyasal ihtilal olan ve yalnızca dinî ihtilaller gibi uzaklara yayılmakla kalmayıp tıpkı onlar gibi vaaz ve propoganda yoluyla insanlar üzerinde etkili olan Fransız Devrimi’nin propogandası, yavaş yavaş Osmanlı Devleti’nin birliğinde açılan gediklerden sızmaya başlamıştır.

Batılı askerî eğitimin ilk adımları ve onun doğal sonucu olan Avrupa’dan bilgi ithali, Sultan III. Selim döneminde (1789-1807) çoğalmıştır. Fransız Devrimi de, hem bölgesel statükoda ve Avrupa güçler dengesinde, hem de siyasal fikirlerde yarattığı korkunç alt üst oluşla Osmanlı Devleti’ni etkilemeye yine bu Padişah’ın sultanlığı döneminde başlamıştır. O sürecin en dramatik olayı Napolyon’un Mısır’ı  işgaliydi. Bu olay Avrupa’nın askerî üstünlü-

ğünü tekrar gösterdi ve ondan kısa bir süre sonra Mısır’da Mehmed Ali’nin başlattığı Batılılaşma sürecine esin kaynağı oldu. Devrimci dönemin meydana getirdiği değişiklik ve farklılıklar, yeni özgürlük fikirlerini yayan ve Türklere askerî yardım sağlayan çok

sayıda Fransızı            İstanbul’a getirdi. Osmanlı Türkleri arasındaki tepkinin bir bölümü, hem krallara karşı devrim yapma hakkını meşru sayan Fransız siyasal öğretisine, hem de onsekizinci yüzyıl Fransa’sından  gelen laiklik ve tanrısızlık atmosferine kararlı bir

düşmanlık besleme şeklini almaktaydı. 1798 yılında zamanın Dışişleri Bakanı Reisülküttüb Ahmet Atıf Efendi Fransa’daki olayları Voltaire ve Rousseau gibi tanrısızların işi diye mahkum ediyor, devlet ile toplumun biricik sağlam temeli olarak Dini ve Şeriatı savunuyordu. Ama yavaş yavaş Fransız Devrimi vasıtasıyla Batı kültürü, hayat tarzı ve düşüncesi

Osmanlı topraklarına girmeye ve etkisini arttırmaya devam etmiştir.

Fransa’dan etkilenen ve Batı usulü yenilikçiliği benimseyen bir Padişah olarak III. Selim’in siyaset ve diplomasi alanında yaptığı bir takım düzenleme ve yenilikler, Osmanlı Devleti’ne Batı’nın etkisini kolaylaştırmıştır.

III. Selim dönemine rastlayan 1789 Fransız İhtilali’nin Osmanlı Devleti’ne önemli etkileri olmuştur. Özellikle 1789’da Mısır’ın Bonaparte tarafından işgaliyle başlayan süreçle birlikte müslüman topraklarda Fransız Devrimi’nin yeni ilkeleri ve düzeninin yayılma imkanı bulduğu görülmektedir. Denilebilir ki Fransız Devrimi “kafirler dünyasıyla Müslümanlar dünyası arasındaki duvarı delen” ve Müslümanların düşünce, zihniyet ve davranışlarını derinden etkileyen Avrupa fikir hareketiydi. Rönesans, Reform, bilimsel devrim veya Aydınlanma Devrimi gibi daha önceki Avrupalı hareketler, İslam dünyasında etkili olmamış, bir yankı uyandırmamıştı.

 

Nizâm-ı Cedîd Ordusu ve Diğer Reform Girişimleri

 

III. Selim iktidar ve otoriteyi eline aldığında ilk işlerden olarak devrin seçkin devlet adamlarından, Ulemâ ve Ayandan reform hakkındaki düşüncelerini layihalarla ifade etmelerini istemiştir(1792). Başta Sadrazam olmak üzere yirmi iki layiha sunulmuştur. Bunlardan yirmisi Müslüman, ikisi ise Avrupalı  Hıristiyandı. Layiha sunanlar arasında Ulemâ’nın ağırlığı hissedilir ölçüdeydi. Bu, Ulemâ’nın reformlar konusundaki katılımcılığını ve etkinliğini göstermekteydi. Fransız Devrim tarihindeki Dilek Defterleri’ne (Cahiers de doléances) benzetilen bu layihalardan  çıkan sonuçlardan Padişah, Batı temelinde yeni bir ordu kurulmasını kararlaştırmıştır. Ancak bu layihalardan özellikle Tatarcık Abdullah Efendi’ninki konumuz açısından ayrı bir önem taşımaktadır. T. Abdullah Efendi, verdiği layihanın birinci bendinde ordunun tanzimine, ikinci bendinde ise Ulemâ sınıfına ait ıslahattan söz etmektedir. Abdul ah Efendi, layihasında düzeltilmesi gerekli devlet adamları, Padişah’ın halktan kopukluğu vb. durumlardan söz eder; ancak farklı bir bakış açısıyla Ulemâ’nın bozuk durumunun düzeltilmesi, gerçek değerine ve konumuna kavuşması, ıslah

 edilmesi gerektiğini vurgulaması, Osmanlı reform tarihi açısından son derece önemlidir. Bilindiği gibi Osmanlı Devleti’nin gerilemeye başlamasıyla birlikte İlmiyye’de de gerileme ve çürüme baş göstermiş ve III. Selim’e kadar bu durum artarak devam etmiştir. Bu açıdan meseleye bakıldığında T. Abdullah Efendi’nin layihası cok önemli görünmektedir. Fakat III. Selim’in Ulemâ’nın kontrolünde olan Medrese ile mektebi ayırdığı, Ulemâ ve Medrese maddesini olduğu gibi bıraktığı, onun dışında orduyla ilgili okullar açtırdığı, Batılı uzmanlardan özellikle Fransızlardan yararlanma yolunu seçtiği, Kumbarahâne (1792) ile Mühendishâne-i Berrî-i Hümayun (Topçu Okulu-1794) kurduğu görülmektedir.

III. Selim, tahta çıktığında İlmiyye’nin kontrolünde bulunan Medreselerde disiplinsizlik hakim  olmuştu. Görevlere önem verilmiyor, Kadılıklar rüşvet ve iltimasla elde ediliyor,   Şer’î memuriyetler  maktu’ olarak iltizam usulü ile satılıyordu. Ulemâ, paraya değer verir hale gelmişti. Bu nedenle III.  Selim,  Ulemâ’nın durumunu düzeltmek istiyordu.  Ancak icraatlarından III. Selim’in, Ulemâ’ya fazla önem vermediği anlaşılmaktadır. Önemli bazı konularda onları devre dışı  bırakmıştır. Sözgelimi Fransızlarla yapılacak anlaşma öncesinde konunun enine boyuna tartışılarak karar verilmesi kendisine arzedildiğinde “bu iş Sudûr (Kazaskerler) denilen adamların bileceği bir       şey değildir.” diyerek tez elden andlaşmayı imzalamıştır. Fakat “dini devletin ideolojisi olarak gören” III. Selim, Ulemâ’ya nasıl bakarsa baksın devlet içinde önemli girişimlerde bulunmak için Ulemâ’nın dinî meşrûiyet aracılığından yararlanmak zorundaydı. Bu ise, Ulemâ’nın konumunu sağlam kılmaya yetiyordu.

 

III. Selim, döneminde kötü durumda olan devleti düzeltmek istiyordu; devletin mülkî idaresi anarşi içindeydi. Vezirler liyakat ve ahlaktan uzaktı. Rüşvet, iltimas, hatır ve gönül Vezir tayininde kuraldı. Soygunculuk, memurluğun ilk anlarında kendini gösteriyordu. Sık sık Vezir yerleri değişirdi. Ayanlar halkı soyuyorlardı. Kadılar da zulüm yapıyorlardı. Bu kötü şartlar içinde III. Selim, önce orduyu ıslahtan işe başlayarak Yeniçeri Ocağı’na dokunulmamak üzere Nizâm-ı Cedîd adında yeni bir ordu kurmayı hedeflemiş ve kurmuştur.

 

Nizam-ı Cedîd, terim olarak ilk kez Fazıl Mustafa Paşa tarafından devlete verilen iç düzen için kullanılmıştır. Fakat ondan III. Selim’e gelinceye kadar bu terime Osmanlı tarihinde rastlanmamıştır. III. Selim döneminin başlarında Viyana’ya olağanüstü elçi olarak gönderilen Ebû Bekir Râtıb Efendi,  Avusturya’nın örgütleri ve siyaseti konusunda yazmış olduğu yazmada Avusturya’da mevcut idare düzenini nizâm-ı cedîd diye adlandırmıştır. Aynı

şekilde Fransız İhtilali neticesinde krallığın yıkılmasını müteakip kurulan yeni rejim de Osmanlı Devleti’nde Fransa Nizâm-ı Cedîdi olarak kabul edilmiştir.

Tanzimat’ın hazırlanmasında büyük rol oynamış olan Nizam-ı Cedîd (Yeni,  “mo-

dern”Düzen) dar ve geniş olmak üzere iki durumu ifade etmektedir. Birincisi, yani dar anlamda III.Selim devrinde Avrupa usulüyle yetiştirilmek istenen talimli askeri, ikincisi, yani geniş anlamda ise III. Selim’in Yeniçerileri kaldırmak, Ulemâ’nın nüfuzunu kırmak, Osmanlı Devleti’ni Avrupa’nın ilim, sanat, ziraat, ticaret ve medeniyette yaptığı ilerlemelere

ortak yapmak için teşebbüs ettiği yenilik hareketlerinin bütününü ifade eder. Nitekim Cevdet Paşa, III. Selim’in ıslahatları için nizâmât-ı cedîde ifadesini kullanır.

III. Selim’in ikincisini hedeflediği kabul edilse bile bunu başaramadığı söylenebilir. Fakat askerî alandaki yenilikler, Nizâm-ı Cedîd Ordusu, Şer’-i cedîd ve küffarı takliddir denilerek ortadan kaldırılsa bile önemlidir. Bu dönemde açılan askerî okullar, yapılan (özellikle) askerî çeviriler  ve Nizam–ı Cedid anlayışı, II. Mahmud dönemi reformlarının, özellikle Yeniçeri Ocağı’nın ilgasının ve nihayet Tanzimat’ın zeminini oluşturmuştur. 

Bu noktada ilginç bir husus, Osmanlı Sultanı, diplomatları ve devlet erkanının, Devrim’le birlikte kurulan Fransız Devletini, Nizam-ı Cedîd (modern düzen) olarak adlandırarak, ağır bir dille eleştirdikleri halde aynı kavramı  Osmanlı yenilik hareketi için de kullanmalarıdır. Bu, Fransız Devriminin etkisini gösterdiği gibi, Osmanlı devlet erkanının kavramı bilinçli bir şekilde kullandıklarını da ortaya koymaktadır.

 

III. Selim döneminde Nizâm-ı Cedîd kapsamı çerçevesinde daha sonraki dönemleri etkileyecek önemli olaylardan biri, yeni kurulan ordu çerçevesinde Fransız öğretmen, uzman ve yöntemlerinden yararlanılarak, Osmanlı’da Batı’ya dönük bir aydın tipinin doğmaya başlamasıdır. Gerek askerî, gerekse askerî olmayan aydın tipi, III. Selim döneminde oluşmaya başlamıştır. Bu nedenle diyebiliriz ki Ulemâ’ya alternatif yeni aydın tipi III. Selim döneminde doğmaya başlamıştır.

16. yüzyıldan beri Avrupa’da ne gibi değişimler olduğunun farkına varıldığı bir dönem olan III. Selim döneminin yenilikler açısından önemli bir yönü de giyim, kuşam, döşeme, sanat, müzik, zevk, örf ve adetler, kadınlar, edebiyat vb. alanlarda gündelik hayatta yenilikler oluşmaya, batılılaşma görülmeye başlanmasıdır.  Özellikle büyük şehirlerde kadınların kıyafetlerinde örf ve adetler değişmeye başlamıştır. Bu tür gündelik hayat yenilik ve değişimlerinin ise din-devlet ilişkilerine etki edeceği aşikardır.

III. Selim döneminde gerçekleştirilen önemli çabalardan diri de dil alanındadır. Bu dönemde yapılan çevirilerle dilde meydana gelen değişim kıvılcımları dikkat çekmektedir. III. Selim zamanında Mütercim Asım’ın Farsça’dan yaptığı Burhan-ı Kâtı’ adlı lüğat çevirisi, Türkçe açısından mühim bir gelişmedir. Aynı mütercim II. Mahmud’a Kâmûsu’l Muhît tercümesini takdim etmiştir. Tanpınar’a göre “Bu tercümelerle hakikî Türkçe’ye doğru en umulmadık bir zamanda büyük bir adım atılmıştır.” Bu tercümelerle başlayan Türkçeleştirme faaliyetlerinin, II. Mahmud döneminde Tercüme Odası olarak kurumsal bazda meyve verdiğini görmekteyiz. Belirtmek gerekir ki, Fransız Devrimi, III. Selim’in Hilafet saltanatından itibaren Türkçe’yi ve Osmanlı devlet zihniyetini etkilemiştir.

III. Selim döneminde de Devlet, resmen Fransız İhtilali’ni yermiş, angient regimé’in yerine kurulan Fransız devlet düzenini Modern/Yeni Düzen anlamında Nizam-ı Cedid olarak adlandırmış ve bu düzeni, özellikle din-devlet ayrımını getirdiği için tehlikeli ilan etmiş olduğu halde kendi kurmak veya reorganize etmek istediği düzeni de aynı isimle Nizam-ı Cedîd olarak adlandırmıştır. Bu çelişkili bir durum olmakla birlikte, devletin bilinç altında Fransız İhtilali’ne olumlu bir yer verdiğini ve Fransız Devrimi’yle gelen yeni-modern düzene öykündüğünü göstermektedir. Bu bilinç altı benimseme, Tanzimat’la birlikte bilince çıkmaya başlamıştır.

 

III. Selim Dönemi ve Milliyetçilik

 

Konumuz çerçevesinde III. Selim dönemiyle ilgili dikkate değer konulardan biri de milliyetçiliktir. Fransız Devrimi’nin ihracı çabaları sonucunda milliyetçilik, önce Osmanlı  sınırları içideki Hıristiyan halk arasında, sonra da Napolyon Bonaparte’ın Mısır’ı  işgaliyle (1798-1799) Müslümanlar arasında yayılmaya başladı. Napolyon, Rumları Osmanlı

Devleti’ne karşı  kışkırtmak ve ayaklandırmak için Türkçe ve Rumca bildiri ve bültenleri Osmanlı topraklarında yaymaya çalışmıştır.   Milliyetçilik propogandası yapan bazı kitaplar Osmanlı  sınırları içinde dolaşmaya başlamıştır.

Osmanlı Devleti’nde din-devlet ilişkisini önemli ölçüde etkileyen bir akım olarak miliyetçilik, Devlet’in parçalanmasına giden yolda, bu dönemde büyük olaylara yol açmıştır. Yunan isyanı (1812-1829) bir çok bakımdan önem taşımaktadır. Milliyetçilik fikriyle başlayan bir hareket sonucu Yunanistan, Osmanlı Devleti’nde bir bölgenin koparak bölgede bağımsız yeni bir devletin kurulmasının tek örneğidir. Bu hareket bilinçli bir hareketin ürünü olmasının yanı sıra Osmanlı topraklarındaki diğer unsurlara da etki eden bir harekettir. 

 

Osmanlı devlet adamları ve yenilikçiler, mezkur problemleri doğuran milliyetçilik akımının önüne geçmek için bir Osmanlı bilinci oluşturarak Osmanlı vatandaşlığına doğru adım atmaya çalıştılar. Aslında Batılılaşmacı kesimin, bir yandan Batı’nın üstünlüğünü kabul ederek Batı tipi kurumları Osmanlı Devleti’ne ithal      etmeye çalışırlarken bir yandan da milliyetçiliğin Osmanlı İmparatorluğu’nu bölmesinin önüne geçmek amaç ve arzusuyla bir Osmanlı ferdi oluşturma çabalarının olduğu gözden kaçmaz.

 

Laiklik Tartışması

 

III. Selim Devri’nin konumuz açısından en önemli özelliklerinden biri, Osmanlı Devleti’nde belki de ilk kez bu dönemde din-devlet ilişkilerinin gündeme gelmesi ve bir bakıma tartışılmasıdır. Gerçekten de Fransız Devrimi’nden etkilenen III. Selim devri reform çabaları, Türkiye’de din-devlet ilişkisi ve ayrılığı kavramlarının da gündeme gelip tartışılmasına zemin hazırlamıştır. 

Bu noktada Fransız Devrimi’nin ağır bir dille eleştirilip reddedilmesinin arkasında Devrim’in dini devletten ayırması hususu yer aldığını söylemek gerek. Nitekim diplomatların ve diğer devlet erkanının eleştiri metinlerinde bu hususa vurgu yapılması dikkati çekmektedir. Meselâ Reisülküttab Ahmed Atıf Efendi’nin layihasında, Halet Efendi’nin mektuplarında ve isimsiz bir bildiride Devrimin dini reddettiğinden özellikle söz edilir. Şu halde Osmanlılar için önemli olan Fransa’da şu ya da bu rejimin kurulması değil, Devrimin laiklik, kilise-devlet ayrılığı, akla tapma gibi hususları getirmesiydi. Dolayısıyla Osmanlı Devleti’nin asıl korktuğu, dinin devletin dışına çıkarılmasıydı. Bu demektir ki laiklik fikirleri bu dönemde etkili olmasa da- Osmanlı Devleti’nde III. Selim dönemiyle birlikte bilinmeye ve tartışılmaya başlanmıştır. Osmanlı Devleti’nin, yeni Fransız düzenini reddederken reddediş gerekçesinde özellikle din-devlet ayrılığını zikretmesi ve bunun kendi dinleriyle uyuşmadığını vurgulaması, Osmanlı devlet geleneğini anlamak bakımından önemlidir. Fakat aynı zamanda din-devlet ayrılığı meselesi artık yazı ve söz diline girmiş, resmî kayıtlarda yerini almıştır. 

 

Sonuç

 

Kısaca değişim ve yenileşme açısından önemli bir zaman dilini kapsayan III. Selim dönemi, Lâle Devrinde işaret veren Batılılaşmanın ciddi bir aşamasıdır. Fakat III. Selim’le birlikte Fransa örnek alınarak isimlendirilen ve “ortaya konulan” reform çabaları, tepki toplayarak geniş bir muhalefeti karşısında bulmuştur. Bu dönemde yapılan ve yapılması hedeflenen reformlara karşı hâlâ devlet içinde büyük ve etkili bir siyasî güç olan Yeniçeri Ocağı,  Ayanların yardımını ve Ulemâ’nın meşrûiyet desteğini alarak harekete geçmiş ve Şeyhülislâm’ın hal’ fetvasıyla III. Selim’i tahttan indirerek (29 Mayıs 1807) bu döneme son vermiştir.

 

Fakat III. Selim’in tahttan indirilmesi, Osmanlı Devleti’nde yenileşme çabalarının önünü kesememiştir. Daha sonraki padişahlar zamanında Osmanlı’yı eski gücüne tekrar kavuşturmak amacıyla reform hareketleri daha da hızlanarak devam etmiştir. III. Selim Dönemi reform çabalarının asıl önemi de, daha sonraki yenileşme girişimlerinin zeminini oluşturma noktasında ortaya çıkmaktadır.

Bu bakımdan III. Selim’in ıslahat çalışmaları, Osmanlı yenileşme tarihinde önemli bir yere sahiptir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YAZARDAN  
  Hiçbir oyunumda tarihten yola çıkmadım ben. Günümüzden yola çıktım. Günümüz olaylarıyla, kişileriyle, sorunlarıyla bir çağrışım uyandırdığı anda tarihe yöneldim. (…) Benim zaman içindeki çevrem, Kanuni Sultan Süleymanlara, simavnalı Şeyh Bedrettinlere, Gılgameşlere dek uzanıyordu. Ama insan aynı insandı. Onların kaygıları, düşünceleri, sorunları, yazgıları… Çok yanlış olarak tarihsel konulu oyunlar tarihle karıştırılır. Oysa tarih şaşmaz biçimde nesnel, oyun şaşmaz biçimde özneldir. Bir oyun yazarıyla, bir tarihçinin olaylara bakış açıları başkadır, yöntemleri başkadır. Amaçları başkadır. Başka başka bireşimlere gitmeleri doğaldır, olağandır, hatta kaçınılmazdır. …sanatçı bir şeyleri çözümlemek için yazmaz. (…) Sanatçı sergiler, düşündürür, yorumlamayı da seyir işine ya da okuyucusuna bırakır. Doğru çözüm sonradan doğru yorumlayanlardan gelir. * *: Orhan Asena’nın söyleşi ve yazılarından alıntılanmıştır. Kaynak: Nutku, Hülya-CUMHURİYETİN 75. YILINDA BİR YAZAR: ORHAN ASENA-T.C Kültür Bakanlığı Yay. Haz: Andaç, Feridun-AYDINLANMANIN IŞIĞINDA SANAT İNSANLARIMIZ IV- Papirüs Yay.







 
Reklam  
   
ZİYARETÇİ DEFTERİ  
 
 
İSTANBUL EFENDİSİ  
 




 
TARLA KUŞUYDU JULIET  
 



 
Bugün 19 ziyaretçi (66 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=